“Bu eserimi, bugüne kadar vücuda getirdiğim eserler içinde en bağlı olduğum eser biliyor ve öylece bildirmek istiyorum.”
Sayın Necip Fazıl Kısakürek !
Bildirmek istiyorum ki eseriniz, bugüne kadar okuduğum eserler içerisinde kafamı en allak bullak eden, satırların altını bastıra bastıra çizdiğim, durup durup düşündüğüm, birçok kez geri döndüğüm, cümlelerini ezberlediğim eser oldu. En son belki de Hamlet’i okurken böyle darmadağın olmuştu zihnim, bir tiyatro insanı ne kadar çarpabilirse öyle çarpıldım. Bir simülasyonun içine düştüm sanki, Truman Show’da hissediyorum kendimi. Yaşıyor muyum, yazılmış bir oyunun içinde miyim, bilemiyorum. youtube.com/shorts/peA_mOr9WSA
“Ben de bir insanım. Hiçbir fevkalâdeliğim yok. Bir kadere bağlıyım. Bir takım zaaflarla doluyum. Belki herkesten daha zayıf.”
Yaratıcı olma kibrinden yazılmış olma dehşetine uzanan, bir kahramanın çöküş yolculuğu… Bir piyes yazıyor başkahraman Hüsrev, yazdığı piyeste bir karakter kendini incir ağacına asarak intihar ediyor, kafasını kaldırıp bakıyor Hüsrev, bahçelerinde bir incir ağacı ve daha önce kendini o ağaca asarak intihar eden babası… Yaşanmış olanı mı yazıyor yoksa yazdıklarını mı yaşıyor? İncir metaforu çok güçlü bir yer tutuyor eserde; korku, kader ve bastırılmış duyguların ifade bulmuş şekli. İçinde büyüttükçe büyütüyor onu. Düşündükçe düşünüyor. Ve fazla düşünmenin kaçınılmaz sonu!
- İnsan niçin deli olur Osman?+(...) İnsan çok düşünmekten deli olur.youtube.com/watch?v=wXbFpzQ...
“Ben düşünmüyorum, beynim kanıyor.”
Bir aydın bunalımında Hüsrev, yüreğinde ölüm korkusu… “Ölüme ilaç ölümdür.” Bir şeyi ne kadar düşünürsen hayatının merkezine o kadar yerleşiyor. İnsan ölüm karşısında aciz ve çaresiz; birey yalnız, kalabalıklar arasında yalnız. Ne çok insan var Hüsrev’in hayatında ama aklında yalnızca incir ağacı… “Çok yalnızım. Yalnızlığımı gidermek için aldığım her tedbir, yalnızlığımı çoğaltmak oluyor.” Kendinden kaçtıkça kendine yakalanıyor: “Meğer kul olduğumu anlamak için Allahlık taslamalıymışım! Meğer nasıl yaratıldığımı anlamak için bir adam yaratmaya kalkmalıymışım!”Fazla düşünmek! Modern insanın vebası da bu belki de… “Öğret bana, nasıl unutulur düşünmek,” diyor William ShakespeareRomeo ve Juliet’inde. “Ben başkalarının düşünmemeye mahkûm olduğu kadar düşünmeye mahkumum Osman!” İşte burada yanılıyor Hüsrev, yalnız o değil, başını yastığa koyan herkes varoluş sancıları çekiyor, yalnız aydınlar değil, yüreği olan herkesin kendisiyle kavgaları var geceler boyunca. instagram.com/reel/DVg3-HlDBH... Sadece Necip Fazıl değiliz, dışa vuramadığımız sancılar, dert olup büyüyor içimizde. Belki bir adam yaratmıyor ama bir adam öldürüyoruz. Kafamızda incir ağaçları, bakmak için pencereye uzanmamıza da gerek kalmıyor. “Kurtarın beni düşünmekten!”
“Kefenimizden evvel çürüyoruz.”
Hüsrev’in acısı yazdığı karakterin ölümü değildi, bir aydınlanma, kendinin de bir karakter olduğunun farkına vardığı o an! Ölümlü bir karakter! “Razı değilim Allah’ım! Yok olmaya, kalmamaya, gelmemiş olmaya, mevcut olmamaya razı değilim! (…) Razıyım bir toz parçası olayım. İnsanlar üzerime basarak geçsin. Canım acısın, duyayım. Razıyım bir kertenkele olayım.” O an anlıyoruz ki sancısı ölmek değil, var olmamış ve varlığını devam ettiremeyecek olmak. Hiç yaşamamış olmak! Varoluşsal sancılar çekiyor, kertenkele olarak dahi var olmaya razı, yeter ki yok olmasın! “Ağlarım, tepinirim, çatlarım, çıldırırım, ölürüm fakat yok olamam!”
1937 yılının sıcak bir yaz gecesinde kapanıyor perde,
Gece yarısı, Perşembe
63 numaralı maden ocağı, Zonguldak.
Geçirdiğim büyük ruh çilesinin sahne destanı diyor eser için. Eserin humması içinde yaşıyor ve geceleri şafak vaktine kadar yazıyor. İncir ağacının sonu, sonum olmuştu okurken… Sonu olan yalnız ben değilmişim: “O sabah uyanıp aşağı inen 63 Numaralı Maden Ocağının mühendisleri, beni önümdeki kocaman tablayı sigara ölüleriyle doldurmuş, eseri bitirmiş ve deftere son kelimesini kondurmuş buldular.” “Ne yapayım anne… kestiniz incir ağacını!”
Filmi de varmış, 1 Mayıs’ta vizyona girecek. youtube.com/watch?v=wXbFpzQ... Uzun zaman oluyordu sinemaya gitmeyeli. Şimdi o günü iple çekeceğim. O gün gelene kadar baş ucumda tutacağım kitabı. Buraya yapılan her yorumda hatırlayıp gelip bir kere daha okuyacağım. Kapağını kapatınca bitmedi benim için, sahne sahne oynayacak başımı yastığa koyduğumda gece yarısı tiyatromda!
‘Kefenimizden evvel çürüyoruz’ sözü üzerine saatlerce konuşulabilir. ruhun bedenden önce yorulmasını çok naif ama sarsıcı bir şekilde anlatmışsınız hocam, hem çok etkileyici hem de merak uyandırıcı.. kaleminize emeğinize sağlık..
Mikail Balcı Hocam’a şükranlarımı nasıl ifade edebilirim, bilemiyorum…
Kelimelerin kifayetsizliğinden, kendisinin hoşgörüsüne sığınmayı tercih ediyorum.
“Kaleminize sağlık” demek az kalıyor;
çünkü siz bu eseri anlatmamışsınız… yaşamışsınız. Ve anlıyorum ki hâlâ yaşamaya devam ediyorsunuz…
Satırlarınızda bir okurun değil, bir metnin içine düşmüş bir insanın izlerini gördüm.
En çok da şu hâl dikkatimi çekti: Okurken bitmeyen değil, okuduktan sonra da dinmeyen bir sancı…
Hani doğumun sancısı doğumla diner derler ya;
sizinki, doğumdan sonra devam eden bir hâl gibi…
“Kefenimizden evvel çürüyoruz” cümlesi hepimizin içinden geçti belki, ama siz o cümlenin içinde yaşamışsınız.
Necip Fazıl’ı anlamak başka, onunla birlikte düşünmenin ağırlığını taşımak başka… Siz o yükü taşıdınız demekten ziyade, o yükün farkına varmış bir gönül olarak hayran bıraktınız…
İncir ağacını bir metafor olarak değil, insanın içine büyüyen bir kader gibi anlatmanız; okuyanı da o ağacın gölgesine çekiyor… Ocağımıza incir ağacı dikmediniz belki,
ama düşünce dünyamıza bir tohum bıraktınız…
Ve en kıymetlisi:
Bu kadar derin bir metnin ardından bile, yorumlarınızdaki o tevazu… İşte orada, metni okuyan değil;
hakkını veren bir hasbî gönül görüyoruz.
Mevlâ kaleminize yorgunluk düşürmesin hocam… Böyle incelemeler insanı sadece kitaba değil,
kendine de döndürüyor.
Teşekkür ederim…
Sadece bir kitabı değil,
bir hâli hatırlattığınız için…
…🖋️ biR’ münZ’evi üstâd
biR’ münZ’evî üstâd…
Emeğinize sağlık 🍂
Bir Adam Yaratmak Her okuduğumda başka başka hissettiğim, okumaktan usanmayacağım kitaplardandır.
Diğer en sevdiğim kitabı ise Reis Bey