"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar,” der Sadık Hidayet, Kör Baykuş’unda, adeta cevap verir Mecit Ömür Öztürk, “Dualar vardır, kayıp düşmemizi engelleyen... Dualar vardır, düşmüşsek hızla kalkmamızı sağlayan... Dualar vardır, musibetlerden muhafaza eden.” Yaranız varsa yanınızda Yaradan’ınız var der gibi!
"Kötü zamanlar geçecek," dedi hayat. "Kötü zamanlar geçecek," dedi ölüm. Süpürge-Kadın Destanı
Kötü zamanlardayız,
Belki zamanlar kötü değil de biz var olan zamanın içinde kötü günler geçiriyoruz.
Herkes bir telaş, koşturma içinde, kimsenin kimseye ayıracak zamanı yok, sosyal platformlarda mutluluk pozu veren insanların gözbebeklerinden okunuyor mutsuzlukları, hiçbir ceza caydırmıyor trafikte kavga eden insanları, öğrenci psikolojileri, okullardaki olaylar, kadın cinayetleri… Sanki herkesin her şeyi var ama kimsenin de kaybedecek bir şeyi yok gibi. Yaşadığı hayatın mutsuzu olan insanı neyle durdurabilirsin ki? Çok daha yorucu zamanlardan geçmiştir insanoğlu ama psikolojisi hiç bu denli yorulmamıştır. Bir şeyler hep eksik, maddiyatla tamamlanamayan, doldurulamayan bir boşluk. Topyekûn bir çağ huzursuzluğu… İşte tam bu anda bir ayet koşuyor imdada: "İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur."
Hüzün ağır gelir yüreğe ama en güzel duayı ettirir, diyor Cahit Zarifoğlu ve ekliyor, “Evimizde her türlü musibete karşı bir tek doktor ve ilaç vardı: dua ve aspirin. Daima şifa bulduk.” Nazan Bekiroğlu, “Hiçbir uzak, duanın erişemeyeceği kadar uzak değil.” Güne dua ile başlıyor Mevlana Celaleddin-i Rumi, “ Kalk, sabah oldu, dua çağı geldi çattı.” Hangi semavi dine inanırsa inansın herkesin var bir duası, William Shakespeare misali, “Ne yapalım; ben de severim, yazarım, iç çekerim, dua ederim.” Ve bazen insanın tek isteği, John Steinbeck gibi, “Tek istediğim buydu. Yakınımda birinin... dua etmesi.” “İnsan geçmişteki acılarını unutamayan ve gelecekteki olası tehlikeleri sanki gerçekmiş gibi peşinen yaşayan bir varlıktır.” Böyle bir ruha duadan başka ilaç iyi gelir mi? Böyle bir ruh, iyi gelen bir şey olmazsa var olmaya devam edebilir mi?
Dua varsa umut da vardır!”
Akışına yetişmek için kendimizden vere vere tükendiğimiz bu hız çağında yazar, insanı durmaya, düşünmeye ve kendi iç âlemine yönelmeye sevk etmek için yazmış kitabını. “Belki de en önemlisi, dua ederken aslında Rabbimizin bizi bildiğini, gördüğünü ve dinlediğini yeniden hatırlatan bir kılavuz. Elinizdeki bu eser, işte bu idraki diri tutmak için kaleme alınmış kıymetli bir çalışma.”
Kalpleri duayla yeniden dirilmek üzere çıkılmış bir yolculuk! Ve bu yolculukta birçok ayet, hadis, yerli ve yabancı birçok yazar, düşünür eşlik ediyor size: “Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, “Olmuyor seni düşünmemek Tanrım, ummamak senden medet!”, Halil Cibran, İsmet Özel, Lev Tolstoy, Mustafa Kutlu, “Dua, âdemoğluna en çok yakışan haldir,” Cahit Zarifoğlu, Anton Çehov, Albert Camus, “Dua, düşüncenin üzerine karanlık basınca başlar,” Cengiz Aytmatov, Kemal Sayar, Umberto Eco, Nermin Yıldırım, Nuri Pakdil, Şermin Yaşar ve daha niceleri… Satır aralarında o kadar öyle kıymetli yoldaşlarınız var ki yalnızca huşu değil edebi lezzetin dorularında çeviriyorsunuz sayfaları.
Bir fıtrat,
Bir ibadet,
Bir öğretmen,
Bir nişane,
Bir kurtuluş,
Bir teminat,
Bir teselli,
Bir tohum,
Bir hikmet,
Bir imtihan,
Bir istiğfar,
Bir adap,
Bir kabul,
Bir tedavi olarak bölüm bölüm ele alınmış dua. “Rabbiyle sohbet etmekten kim rahatlamaz ki,” diyor yazar. Bunun en güzel yolu, semaya açılan bir çift el değil mi? Bazen bilmek yetmiyor, bildiğini yeniden keşfetmek gerek!
Muhteşem bir kitap değil,
Hayatınızı değiştirmek gibi bir gayesi de yok!
İyi hissetmeniz ve içinde bulunduğunuz zamanla mücadele edebilmeniz için ruh yoldaşı… Başucu kitabı niteliğinde; dara düştüğünde açmak, daha dara düşmeden duaya koşmak için.
Dua dedik, Arif Nihat’ın dua şiiriyle bitirelim:
youtube.com/watch?v=wR7tSo3...
Lev Tolstoy, "Kuşkular insanoğlunun zayıflığına özgüdür, ama bizler merhametli Rabbimizin bize güç vermesi için dua etmeliyiz." diye, şüpheye düşmeye meyilli varlıklar olan bizlerin, Allah'tan medet ummamızı dile getirir. Ve ekler José Mauro de Vasconcelos; "Dua etmek, Tanrı'yla söyleşmek demek. Keyifli, ağır, uzun bir sohbet. Tanrı'yla yattığımız yerden söyleşsek bile hoşuna gider." sahiden de öyle değil midir? O'na her dua edişimizde yahut sohbet esnasında bir huşû kaplamaz mı ruhumuzu? Şaman Umay Bayülgen karakteriyle, Buket Uzuner de sıkça ümitsizliğe kapılan bizlere seslenir; "Ben size hep ne derim? Çok ümitsiz kaldığınızda, bunalınca, içinizden sık sık, 'Nefes almaya devam et!' diyeceksiniz. Böyle dua edeceksiniz: Nefes almaya devam et! Bu dua sevdiklerinizi ve sizi hayatta tutar!" Kul Allah'ını unutur ama Allah kulunu unutmaz. Nefes almaya ve umut etmeye devam et, ey 'Unutan.' En çaresiz, en ümitsiz kaldığın anda sığınacağın kapının 'O' olduğunu, dualarla nasıl bir kalkan yarattığını hiç aklından çıkarma olur mu? Öyleyse kalın, selam ve dûa ile.🙋🏻♀️😇🤲🏻
"Dünya dua üstüne kurulu" der annem. Duanın gücüne çok inanıyorum. Mecit Ömür Öztürk kitaplarının ruhu sakinleştirici, teselli edici bir etkisi var. Sen de bunu incelemende çok güzel yansıtmışsın, yüreğine sağlık.