Puan vermedi·138 syf.··
2017 137. kitabı
Sait Faik okumak beni hüzünlendiriyor. Bu incelememi kabul ederlerse elbet; Sevgili abim beni her sürekli destekleyen, Metin T. Her cümlesiyle beni destekleyen, yaşadığımı, hissettiğimi anlayan, Muzaffer Akar Ve değerli dostum, kıymetli insan, yazdıkları ile beni benden alan; Li-3 ithaf ediyorum. Her şeyde olduğu gibi hüzünlenmek de dostlarla kıymetli. Sevgi ve saygılarımla abiler.. Şu insanoğlu ne garip yaratık. Habire hayaller kurar, olur olmaz hayallere dalar. Şöyle yapacağım böyle yapacağım. Milli piyango çıkarsa, parayı bulursam, emekli olunca.. Yahu parayla hayal mi olur, hayal dediğin bedava olur be, hele şu emeklilik hayali olanlara az kızmıyorum, ihtiyarladıktan sonra ne hayali. Benim de hayalim var be, hem öyle paralı değil hem de gençlik hayali var mı diyeceği olan? Benim sizin gibi hayallerim olamaz. Evvela para beni sevmez sonra ben parayı sevmem. Para dediğin fena bir şeydir, insana türlü türlü bilinmedik huylar edindirir, iyisi mi buldun mu yemeli. Sonra ben yaşlanacağıma da inanmam, hep 45-50 yaşlarında ölüverecekmişim gibi gelir. Bir gün bu hissimi bir dostuma açmıştım da, “yok ya,” demişti, “adamda hayallere bak, dünyanın kaymağını yiyecek sonra ölüverecek var mı öyle yağma, daha neler göreceksin neler,”. Ruhu şad olsun, demeyeceğim dost üzerinden hikaye olmaz. Biz hayallerime geri dönelim. Bir de bir gün bu gençlik hayallerimin gerçekleşmeyeceğine inanırsam, bir vapura binerim, sağıma soluma bakarım, kimse beni görmüyorsa kendimi denize bırakıveririm. Bizim köy bir dağ köyüdür, yeşillikler içinde.. Köyün hemen ötesinde bir bahçem olsun. Tarlalarına giden çiftçileri, hayvanlarını güden çobanları seyredeyim. Bahçeme etrafı ağaçlı virajlı toprak bir yoldan gidilsin. Yol yazın tozu toprağa katsın kışın çamura batsın. Bahçemin kendi çapında tahta bir kapısı olsun, üzerinde “Lüzumsuz Adamın Çiftliği” yazsın. Girişinde ezile ezile düzleşmiş küçük bir alan, alanın ortasında plastik bir masa ve sandalyeler, üstünde gökyüzünü göstermeyen yüzyıllık meşe ağaçlarının dalları ve yere düşen koyu gölgeleri. Sağ yanda küçücük bir çeşme olsun buz gibi suyu şıldır şıldır akan etrafı otlarla kaplanmış, çeşmenin yanından iki yanı çiçekler donatılmış bir patika gitsin yamacın sonundaki tek oda derme çatma evime. Alanın sol yanında en başta bir şomine, iki yanı kırmızıdan is siyahına dönmüş duvarları olan. Şominenin yanında indirme olsun, dört direk üzerine dikilmiş, sactan çatısı olan. İndirmenin içinde; en dipte tahta divan, divanın önünde küçük tahta bir masa, divanın ayak ucunda bir komodin. İndirmenin hemen yanında iki koca ağacın arasına gerilmiş, ipten kocaman bir hamak. Baştaki ağacın gövdesine çakılmış bir tahta, tahta üzerinde bir kasetçalar içinde her zaman Aşık Mahsuni çalan. Alanın sonunda bir havuz olsun, kocaman değil ama kendi çapında 8-10 karık yeri sulayacak kadar. Havuzun içinde çeşit çeşit balıklar. Havuzdan sonra küçük 7-8 karık bir bahçe; sarı çekirdekli domatesleri, mis kokulu salatalıkları, acı patlıcanları, yeşil biberleri, sırık fasulyeleri yetiştirebileceğim. Karıklardan sonra kocaman bir fındık bahçesi olsun, 100 fidan kadar. Fındık ağaçlarından kalan köşede seralarım olsun iki üç tane, yaz kış içlerinde oyalanabileceğim. Bahçemin kenarlarında ağaçlarım küçüklü büyüklü. Kızılcık, şeftali, ayva, elma.. Sonra ıhlamur ağacı olsun mesela mevsiminde etrafa mis gibi kokular yaysın, kestane ağacı olsun dostlarla sonbaharda kestane pişirelim. Tek oda evimin içinde bir divan, divanın başında tahta küçük bir masa, masanın üzerinde yazdıklarım, onların kenarında bir radyo eski model, evin öteki köşesi soba, duvarın birinde divan misafirlerin oturup gerektiğinde yatabileceği, diğer duvarda bir komodin, komodinin üzerinde duvara çakılmış küçük ayna.. Yazın çiftçiler gelsinler buz gibi suyumdan doldursunlar. İbram amca naptın, desinler. Çobanlar gelsin muhabbete, iki soluklanmaya vakit geçirmeye.. Kışın avcılar gelsin sobamda ısınmaya. Sebzelerimden, meyvelerimden koparıp hepsine ikram edeyim. Mısırlarımdan toplayıp közleyeyim her biri için ayrı ayrı. Onlar için şöminemin üzerine bir semaver koyayım, yaz kış altı yansın gelip gidene ikram edeyim. Arada rahat yok mu sizden nerelerden kaçtık buraya geldik yine kurtulamadık, diyeyim, onlar gülüp geçsinler. Gidince, “bu adam kadar delisini görmedin, ne güzel işi vardı, her şeyini bırakıp buraya yerleşti,” desinler. Bazısı çıkıp bir şehir efsanesi uydursun; “ Çalıştığı yerde bir iş buyurmuşlar, haksız, hukuksuz, yapmam ben bu işi demiş, yapacaksın demişler, istifa etmiş,” desinler. Gençlere anlatsınlar hiçbiri inanmasın; “ Sevdiklerinden öyle diyorlar, o hep buradaymış, babadan miras kalmış, hiç çalışmamış” desinler. Ben deliliğime doymayayım, semaverim bu yanmaya bu sıcacık hayallerimi ısıtmaya devam etsin. Meyvelerimi toplayayım dallarından, sebzelerimi koparıp koklayayım, hikayelerimi yazmaya devam edeyim. Aşık Mahsunim çalsın bir yandan, diğer yandan radyom. Suyum buz gibi aksın, semaverim yanmaya devam etsin. Kitap inceleyecektik nereden nerelere geldik. Sait Faik böyledir, onu okuduğunuzda hayatın anlamını kavrarsınız her şeyi bırakıp avarelik edesiniz gelir. Hayat bir yandan akmaya devam etse de siz hayalinizdeki dünyayı yaşarsınız. Sait Faik gerçekten çok farklı bir adam. Ben kitapların tekrar tekrar okuyorum, özellikle 1950 yılından sonra yazdıklarını. Her defasında da ayrı hüzünleniyorum, oturup ağlayasım geliyor. Özellikle Alemdağ’da Var Bir Yılan’ı okuduğumda; ağlayabilsem oturup tüm gücümü tüketene kadar ağlarım. Son zamanlarda haksızlık ettiğimi anladım kendisine, 1950 öncesi hikayeleri şefkat dolu, hayatı sevmeye dair. Bu yıl ayrımını koyuyorum çünkü Sait Faik 1950 sonrası hikayelerini birkaç yıl içinde öleceğini bile bile yazıyor. Alemdağ’da Var Bir Yılan’ı yazarken yataktan kalkamayacak durumda olduğu hikayeleri var. İsyan eden, okuyucuyu düşünmeden, tüm hikayeleri zihninde yaşayan bir Sait Faik. Bu nasıl bir şey Allah’ım ya, öleceğini bile bile yazıyorsun, hikaye kovalamaya devam ediyorsun. Sait Faik’i de Sait Faik yapan o hikayelerdir ama. Sadece önceki hikayeleri ile kalsaydı yine belirli aşamayı kaydetmiş olurdu ama bu kadar etkili olur muydu bilemiyorum. Neyse daha fazla devam edemeyeceğim. Bu kadar yazıyı okuyan herkese çok teşekkür ederim. Hayallerinizin peşinde koşmaya devam edin, peşini bırakmayın. Sait Faik’i 48 yaşında öldüren bu hayat size neler yapmaz. İki de video sizin için; Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun kalemindin, Sait Faik youtube.com/watch?v=92xVLzC... Sonunda bir sürpriz var: youtube.com/watch?v=gDYSY0V... Herkese keyifli okumalar dilerim.
SemaverSait Faik Abasıyanık · İş Bankası Kültür Yayınları · 201915,2bin okunma
··
615 Gösterim
12 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Gerçekler ve Hayaller. İnsan bunların ayrımına varamadan seneler geçiyor anlamıyoruz.. "Seni o kadar çok hayal ettim ki artık bir hayalsin" bu sözü de unutamıyorum çok etkilenmiştim. Her şey gönlünce olsun İbrahim, şimdiyi de ihmal etme, bir dost tavsiyesi, önce kendime tavsiye..
“Bizim köyün İbramı biraz tuhaf, bir isim bulmuş kendine Sisifos gibi bir şey. Diyor ki köyde kalacam yazı yazacam. Hiç yazıynan karın doyar mı? Gençlik işte. Adamın önce sigortalı bir işi olmalı... “ Bunların sonu gelmez kardeşim. Sen akılllı ve duygulu adamsın en doğrusunu zaten yaparsın. İthaf için teşekkür ederim, yazılar çok keyifli. Selamlar.
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Çok kral adamsın abi, şu bizim köylüleri senden iyi bilen yoktur heralde sitede.. Saygı ve hürmetlerimle :)
Bilirsin buralar benim pek kalemim değildir. :) İncelemeye gelince bi ara senin hayallerine daldık sonra biri bi kova su boca etti üstümüze uyandık. Güzeldi hayallerin lakin söylediklerinin bir bölümüne katilmadigimi söylemem gerekir. Çoğu zaman yapmak söylemekten daha zordur müfettişim. Gerisini buluşmaya saklıyorum. Yolun açık olsun. :):)
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Ah be dostum biraz güvende olsaydık, hayallerimizin gerçekleşmemesi için hiçbir engel yok. Üzerine konuşuruz daha. Sevgilerimle..
Her daim derim. Öykü candır aga. Hafife almayacaksın. Çünkü onun şansı zayıftır. Kaderi öyle. Cortazar gerçekten de haklıdır. Belki de boks öyküleri yazmasında saklıdır sırrı. Her şeyi uzatırdım ben. Peder rahmetli, bana hekaye anlatma derdi. En çok da hekaye demesine gıcık olurdum. Ama ses etmezdim. Zaten sonraları öykü dedim. Hikayeyi ise atmadım kenara. Roman da olsa, öykü de olsa, her kurmancanın bir hikayesi olur, demeyi yeğledim. Gerçi Erhan Özdemir 'na bir türlü kabul ettiremedim. Vardır bir bildiği. Cortazar işte, "Etkileyici bir metin ve okur arasında yaşanan bu mücadeleyi roman hep sayıyla kazanır, oysa öykünün bu maçı nakavtla alması gerekir," der. Türk öyküsünün nakavt şampiyonu SFA'dır. Bu büyük öykücünün bu harikulade kitabına yaptığın incelemeyi bana da ithaf etmişsin ya İbo can, ömrüne bereket. Kalemine gani gani sağlık.
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Kralsın abi. Harbi seviyorum seni, çok büyük saygı duyuyorum. Biliyorsun bizde saygı birikime :) Bu arada bu Sait Faik çok dürtüklüyor beni sende yaz artık yeter beklediğin diye, sevgilerimle :)
Keyifli bir inceleme olmuş. Sait Faik sevgisiyle harmanlanan samimiyetin enerjisi direkt hissediliyor. Tebrik ederim.
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim efenim, beğenmenize sevindim :) Sait Faik canımız ciğerimizdir. İyiki yazmış. Dünyayı katlanabilir kılmış. Sevgilerimle...
Reklam
İbrahim Hocam, Sait Faik sevgine hayran kalıyorum. Hepimizin olmalıdır; hayatında baş köşeye koyduğu, ne kadar süreceği bilinmez yolda bir anlam kattığı yazar. Her incelemenizdeki yazılarınızda apayrı bir haz alıyorum. Demek ki bu yazara yeniden devam etmeliymişim diyorum kendi kendime.
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Sait Faik'i birkaç kere okumak lazım. asıl keyif birinci okumadan sonra.. Değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgilerimle..
Birikiminize kaleminize sağlık. "Hiç çalmamış "
İbrahim Sisifos
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederiz efenim kıymetli yorumunuz için. Sait'e en güzel yıllarında 4-5 yıl ömrün kaldı denir. Hey güzel Allah'ım Sait Sait olur da nasıl dayanır buna. Sevgilerimle.