264 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
*

“(…)Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.”

Mustafa Kemal Atatürk (Hâkimiyet-i Milliye: 01.09.1925 – Kastamonu’da ikinci konuşma)

*
Gazi Paşa bu sözlerin öncesinde “ Türkiye Cumhuriyeti halkı, ileriye ve yeniliğe uzun adımlarla yürümeye devam edecektir.” diyor. Bunu derken, daha önce uykuya dalmış, hastalıklı bir dönemden bahis ediyor. Ve bu durumun kalıcı değil, geçici olduğunu, bakınız uyandınız diyerek konuşmasına devam ediyor…

Ve Yıl 2019…

Türkiye Cumhuriyeti’nin her bir kurumu!
Her bir özel kuruluşu!
Adliyesi!
Polisi!
Askeri!
Jandarması!
Okulları!
Hastaneleri!
Aklınıza gelecek ya da gelmeyecek her bir iştirak cemaatin, bir tarikatın ağına takılmış!
Her bir Unvan kula, KUL olmuş!
Hepsi menfaat ve rant uğruna peşkeş çekilmiş!
Sağınız ya da solunuz, selam verdiğiniz herkes bir taraf olmuş!
Yukarı çıkabilmek adına;
BERABER YÜRÜMÜŞLER BU YOLLARDA!
BERABER YÜRÜMÜŞLER BU YILLARDA!

Ne istedin de vermedikten;
Aldatıldık, Kandırıldık durumuna evrilmiş, ama;
Bu husus bir son için değil, başka cemaat ve tarikatların devletin içine girmesine vesile olmuş!
*
Kamu Spotu:
“Spoiler olma ihtimali olan sürpriz bozanlar olabilir. Bu uyarı sadece bilgilendirme amaçlıdır.”
*

15 Temmuz Öncesi ve sonrası neler yaşandı, neler yaşanıyor, bu duruma kısaca bir göz atalım.

METASTAZ: DEVLETİN İÇİNDE DEVLET, DEVLETİN İÇİNDE KANSER!

İncelemeye İlker Başbuğ’un her şeyi çok önceden öngördüğü, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere, hepimizi uyardığı 2009 Harbiye konuşması ile başlamak istiyorum. Malum bu konuşmasından sonra ki evrelerde, Ergenekon kumpası çerçevesinde itibarsızlaştırılmak için içeri alındı! Bu konu kitap içeriğinde bulunmamaktadır.

5 Dakikalık Video Linki: https://www.youtube.com/watch?v=dCDDLaKTSwU

İlker Başbuğ bu konuşma da diyor ki;

“Bazı marjinal grupların, dinsel eğilimleri kullanarak, sermaye biriktirerek yatırımlara yönelmesi, dernek ve vakıflar kurarak eğitim ve öğretim alanında ve nihayetinde siyasal alanda etkin olmaya çalıştıklarını sıkça görmekteyiz.”

FETÖ yapılanmasının hem yurt içi hem de yurt dışında büyümesi, dershaneler başta olmak üzere, liselere, üniversitelere, özel okullara sızması, bu vesile ile siyaseten güçlenip devlet kadrolarına yerleşmeye çalışması… Çalışması kelimesi biraz basit, işte bu yıllarda yerleşmesi ve bizzat kurucusu, işleticisi, ders vericisi olması. Polis olması, doktor olması, yargıç olması, Türk Silahlı Kuvvetlerinde yetkin konumlara gelmesi ayyuka çıkmış vaziyette.

2000 yılından önce var olan yapı, 2000 yılından sonra ete kemiğe bürünmeye başlıyor, 2005 yılından sonra ise yavaş yavaş idareyi ele alıyor ve ufaktan fikir ayrılıkları başlıyor. Bu fikir ayrılıklarından önce, FETÖ ile ilgili kimler ne diyordu?

Bu HASRET niye, bu gurbet NİYE? Diye başlayan 5 dakikalık bir video izlemek ister misiniz?
https://www.youtube.com/watch?v=BNWmW3tALJU

Çünkü yazmak istemiyorum, yazdıkça insanın ruhu daralıyor.

Hep birlikte yavaş yavaş geldiler, sabır ile geldiler, imam hatiplerden mezun olanlar, imam olmadılar; Avukat oldu, Savcı oldu, Emniyet Genel Müdürü oldu, Vali oldu, Profesör oldu, Bakan oldu, Milletvekili oldu, Bilişim Uzmanı olmaya çalıştı, büyük sermayelerle Holding sahibi oldu, gün geldi bunların hepsi gizlenmeyi bıraktı ve gün yüzüne çıktı. Fetö dediğimiz oluşum, vücut buldu, televizyonlarda yayın yapmaya başladı, devletin en yetkilileri gel artık hasret bitsin demeye, Türkçe Olimpiyatları düzenlemeye, hatta bu olimpiyatların anısına bozuk paralara bile basılmaya, Devletin televizyonu TRT’de boy göstermeye başladılar.

Şimdi … Derin bir nefes alın…

Yıl 2000… Cumhuriyet Başsavcısı Nuh Mete Yüksel FETÖ soruşturması başlattı, yalnız vücut bulan örgüt, bu durumu oy birliği ile saf dışı bıraktı. Nuh Mete Yüksel kumpas kasetler düzenlenip, bertaraf edildi.

Daha sonra Savcı Hamza Keleş, davaya devam etmek istedi… Gülen’in terörden ceza almasını ve yakalanmasını istedi… Oy birliği ile reddedildi, Gülen temize çekildi. Savcı’nın ödülü ise yetkileri alınarak sürülmek, daha sonra ise Ergenekon kumpasına karıştırılmaktı.

Daha sonra bu durumu kaşıyıp, kim Gülen’in ceza alması ve örgüt kurma suçundan yargılanması için bir adım atsa, bertaraf edildi, kamu önünde itibarsızlaştırıldı, Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılandı. Kısacası Fetö ve işbirlikçileri Cumhuriyet ile hesaplaşma evresine girdi!

Aklınıza gelebilecek her Holding… Bunların içine Koç’u da koyun, Sabancı’yı da koyun hiç fark etmez, hepsi bu işin içine bir taraftan girmiş ve girmeleri sağlanmış. Birçok parasal konu BANK ASYA üzerinden dönmüş… Zaten bilinen bir durum.

Yıllar geçmiş, araları bozulmuş…

Gülen, Bank Asya’ya para yatırılmasının yaygarasını koparırken, Erdoğan paraların bankadan çekilmesinin talimatını veriyordu. Sonuç: Parayı çekenler masum, yatırılanlar suçlu idi. Bu kim olursa olsun demek isterdim ama güçsüz kalan kısım suçlu kalacak, parası olan büyük gruplar bu durumdan yara almadan sıyrılacaktı…

Çünkü nemalanacak kişiler için *vergi büyük bir mükafattı…

***

Şimdi bu örgüt, kendi arasında birlikte yola çıktıkları ile bozuştu ve anlaşamadı. Rant, para, unvan… Birçok sebebi var. Malum 15 Temmuz Darbe girişimi yaşandı. Bu zamana kadar olan şeyler ile bundan sonra olan şeyler değişti, ama nasıl değişti…

Yargının içinde FETÖ hala vardı, bu Hakim ve Savcılar, para karşılığı FETÖ Terör örgütüne yardım ve yataklık yapanları beraat ettirmeye başladı. Kimisi tanınan isimler, kimisi tanınmayan isimler… Bunun yargı önündeki adı: Fetö Borsası idi…

Ortada dönen rakamlar 3-5 bin değil, 3 Milyon Amerikan dolarları, 1 Milyon Eurolar… Bu paraları almak için, iş adamları şantaja uğruyor, kimisi mal mülkten vazgeçiyor ve beş kuruş almadan holdinglerini devir ediyor, kimisi ise şikayette bulunup, bu hakim ve savcıların yakalanmasını sağlıyor ya da çalışıyor… Yalnız, çok cüzi miktarlara bu şirketlere konanlar, iktidarın en yakınları oluyor!

Anlayacağınız, işin içinde iş, Fetö’nün içinde Fetö var.!

Hiçbir kurum birbirine güvenmiyor, parası olan iş adamları sıkıştırılıyor. Bak sen bizi gör, yoksa sana operasyon düzenlenecek diyorlar ve para koparmaya çalışıyorlar. Dediğim gibi bu da kendi içinde gelişen bir örgüt ve kim bilir yargılanan kaç kişi bu sayede cezasız kurtuldu bu işten.

Bu neden önemli? Yesinler birbirlerini diyenler olabilir, lakin işin içinde daha önce kurulan kumpaslar var.

Fenerbahçe’ye kurulan bir kumpas var, Ergenekon, Balyoz, Odatv var… Var oğlu var… Bu davalarda canına kıyan kaç yüz masum insan var, işlerinden olan, annesiz babasız kalan kaç çocuk var, yıllarca boşu boşuna hapis yatan, psikoloji bozulmuş kaç masum insan var?

Düşünün; 2009’da üretilmiş Word yazı fontu, 2002 yılında işlenmiş suçta kullanılıyor, bunun akıl ve mantığı nedir? Bolca sahte belgeler var, bu belgelerle atılan iftiralar var, bozuk silahların bahçelere gömüldüğü, TRT’nin bizzat canlı verdiği görüntüler var, bu görüntüler üzerinden yapılan örgüt suçlamaları var…

O kadar çok şey var ki, insan ne yok diyor?

Yok olan şey adalet! Adalet yok!

KENDİ İÇLERİNDE Kİ ÇEKİŞME, KENDİ İÇLERİNDE Kİ RANT, DÖNÜP DOLAŞTI HEPİMİZİ VURDU!
Devlet kurumlarına maalesef güven kalmadı.

Güven kalmadı derken, güven kalmadı demek istiyorum…
24.02.2019… Yeni Meclis başkanı seçildi, malum Binali Bey İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı oldu.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve onunla birlikte yürüyenlerin kurduğu ülkenin 2019 yılı Meclis başkanı cemaat için ne diyordu?
Gülen’in kasetlerini dinleyerek, yazılarını okuyarak yetiştik. Bu ve daha fazlasına Youtube üzerinden ulaşabilirsiniz.
Yani demem o ki, bu operasyonlar başlamadan çok ama çok önce… Ahmet Taner Kışlalılar, Uğur Mumcular, Abdi İpekçiler bugünleri görüp seslerinin yettiğinden daha fazlası ile bu halkı uyarmadı mı?
Bunun karşılığını ne olarak aldılar, ödedikleri bedel ne oldu?
Canları… Evet, canlarıyla ödediler, neye yaradı? Gördüğümüz kadarı ile hiçbir şeye…
KANDIRILDIK dediler ya, geçiniz efendim…
Herkesin ALLAH’a şükür, aklı var yahu, yemezler yani… Bu kaçıncı kandırılma?

*

Bu kitapla beraber, kafanızda hiç belirmemiş konuları daha fazla öğrenmek isteyeceksiniz,
Cemaat denen olgunun sadece din temalı olmadığını,
Amaçlarının Laik Cumhuriyeti temellerinden yıkmak istediklerini,
Devletin kontrolünü tamamen ele geçirmek istediklerini,
İşin içinde sadece para varsa var olduklarını,
Manevi tek bir hareketlerinin olmadığını,
Zengin iş adamları ve holdinglerin nasıl hizmet ettiğini,
15 Temmuz’da başlatılan yargılamalardan, parası olanların nasıl beraat ettirildiği,
Yargı’nın içinin hala temizlenmediğini, temizlense dahi, aynısının laciverti ile nasıl yeniden tertip edildiğini,
Medya gruplarının nasıl istila edildiğini,
İktidarın hep birlikte nasıl yan yana YÜRÜDÜĞÜNÜ,
İnsanları nasıl itibarsızlaştırdıklarını,
Ve nasıl ders almadan, aynı hataları yaptıklarını göreceksiniz.

Metastaz, bir distopya değildir. Devletin bütün organlarının nasıl virüs kaptığını ve bu organların birer birer nasıl iflas ettirildiğini anlatan, her gün bir başka organa nasıl sıçradığını kanıtlarıyla size sunan acı ama gerçek sözcüğünün vücut bulmuş halidir.

Batılı yazarların distopyalarını, ütopyalarını okuyup, kendi ülke gerçekleri ile yüzleşeyemeyen, söz de APOLİTİK okurlara ise söyleyecek sözüm yoktur. Sizin görmezden geldiğiniz kadar, zamanı gelecek siz de görmezden gelineceksiniz… Haksız yere içeri atılan insanların, neyin savaşını verdiğini bilmemek sizin ayıbınızdır. Bu bir kitap meselesi değil, bir karakter meselesidir. Gün gelir canınız yanar, ADALET diye bağırırsınız, kimseden ses çıkmaz, işte o zaman o işin öyle olmadığını başınıza geldiğinde, tek olduğunuzda anlarsınız. Seçim sizin sayın APOLİTİK arkadaşlar…

*

Sözcü Gazetesi, 15 Ocak 2014 günü işte bu gazete manşeti ile durumu özetledi…
DEVLETİ KAYBETTİK!
https://ibb.co/Y0nLfpd

*

1920 yılında Mustafa Kemal şöyle diyordu;

“Memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız.”

Ve bunu yaptı değil mi? Bu CUMHURİYET kolay kurulmadı, kolayca teslim olmayı da HAK ETMİYOR!

*

Ve son Söz;

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, MUHAFAZA VE MÜDAFAA etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin YEGÂNE temeli budur. Bu temel, senin, en KIYMETLİ hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, DAHİLÎ VE HARİCÎ bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin İMKÂN VE ŞERÂİTİNİ düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNE kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir GALİBİYETİN MÜMESSİLİ olabilirler. CEBREN VE HİLE ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün ORDULARI DAĞITILMIŞ ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, İKTİDARA SAHİP OLANLAR gaflet ve dalâlet ve HATTÂ HIYANET içinde bulunabilirler. Hattâ bu İKTİDAR SAHİPLERİ şahsî menfaatlerini, müstevlilerin SİYASİ EMELLERİYLE TEVHİT EDEBİLİRLER. Millet, fakr ü zaruret içinde HARAP VE BÎTAP düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu AHVAL VE ŞERÂİT içinde dahi, vazifen;
TÜRK İSTİKLÂL VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR!

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET, DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

*

Aldous Huxley demiş ya;

”Tarihten alınması gereken en önemli ders, insanların tarihten pek fazla ders almadıklarıdır.” #41302634

*