Bizim Sokağın Çocukları vs. Pal Sokağı Çocukları
8/10
·207 syf.··
2019 17. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mart 2019 22:31
YouTube kitap kanalımda Pal Sokağı Çocukları kitabını yorumladım: ytbe.one/0QsuJ9RyBtA Daha dün Kitap Ağacı İzmit Kitap Buluşması'nda bir çocuğa "Büyüyünce ne olmak istiyorsun?" diye sordum. Bana "YouTuber" dedi. Burada bir sorun var. Bu incelemede bu sorunu çözmeye çalışacağım. Küçük Prens'in en azından bir gezegeni vardı. Küçük Kara Balık'ın en azından bir göleti vardı. Peki Pal Sokağı Çocukları'nın elinde ne vardı? Çocukluğumu hatırlıyorum da, kirlenmesini hiç istemediğim yeni alınmış giysilerle, istediğim zaman edinebileceğim renkli oyuncaklarla, televizyondan istediğim zaman izleyebildiğim zevkli çizgi filmlerle doluydu. Pal Sokağı Çocukları'nın ise nedense hiç böyle dertleri yoktu. Onların derdi ebeveynlerinin onları içine attığı yaşam mücadelesinde bütün çocukluklarıyla ayakta durabilmekti. Kitabı okumuş olanlar az çok Nemençek karakterinin ebeveynlerde bile bulunmayan çocuk cesaretinin nasıl olduğunu, aralarında kurdukları çocukça bir rütbe hiyerarşisinin askeri bir düzenle yönetilen ülkeleri hatırlattığını, üniformalarının içinde kaybolan bedenlerinin bütün savaşlara inat sempatikliğini bilirler. Bu incelemede daha çok bizim sokağın çocuklarıyla Pal Sokağı Çocukları'nın karakterlerini karşılaştıracağım. Çocukların sokakta oyunlar oynayıp birbirleriyle çocukluklarını geçirebildiği son yılları yakalamıştım. Aslında çocuklar sokaklara, sokaklar da çocuklara aitti. Bir çocuk için en önemli tanışma, oyun ve sosyalleşme mekanı olabilecek sokaklar 21. yüzyılda teknolojik bir evrim geçirmişti. Ebeveynler artık çocuklarını tabletlerdeki ve telefonlardaki sokaklarla başbaşa bırakıyorlardı. Oyunlar dijitalleşmişti ve samimiliğini kaybetmişti. Ama onlar da haklıydı! "Sokak çocukları" söz öbeğinden korkan ve görmezden gelen insanların arasında buna şaşılmamalıydı. Hiçbir ebeveyn çocuğunun "sokak çocuğu" olmasına göz yumamazdı! Çocukluğum boyunca hiçbir zaman futbol sevdam olmadı. Keza şimdi de olmadığı gibi. Galatasaray'ı tutuyorum ama bakmayın, zenginlikleriyle kendi zenginliklerini doyuranlar ordusu. Bu yüzden de arayışlarıma cevap bulabileceğim, kendi oyun ihtiyacımı karşılayabileceğim verimli bir çocukluk çağım olmadı. Zaten bizim sokağın çocukları akşam ezanında evlerine çağrılan, sokaktan sonra birbirlerini unutup parçacıl hayatlarına devam eden insanlardı. Peki Pal Sokağı Çocukları'nın bizim çocuklardan ne farkı vardı? Pal Sokağı Çocukları'nın vicdanı, merhameti, içlerinde bitmek bilmeyen dayanışma duygusu, aralarında kurdukları ebeveynlerinin bile beceremediği nitelikteki çocukça sistemleri kıskanılacak nitelikteydi. Milyonlarca ölü çıkarılıp kimsenin kazanmadığı savaşlarda sadece 1 tane şanlı bir ceset çıkarıp aralarındaki bütün sorunları çözebiliyorlardı! Biz, ebeveynler ve yetişkinler olarak çocuklar gibi olmayı hiçbir zaman başaramayacaktık. Yaşımız arttıkça içimizde çocukluğumuza duyduğumuz özlem de doğru orantılı olarak artacaktı. Eskilerin sokaklarındaki çocuklar ellerindeki milyarlarca liralık teknolojik aletlerle değil, içlerindeki duygu değişimleri, birbirlerine karşı duydukları çocukça özlem ve beraber hissettikleri dayanışma duygusunun getirdiği manevi değerle sevinçlerine karşılık bulurdu. Teknolojiyi yaratan bizler ne kadar onun için köleleşirsek, doğanın içinde en özgür hareket etmesi gereken çocuklar da onun köleleri olarak hayatlarına devam ederdi. Kafka'nın kafesi teknoloji, kuşu ise çocuklar olurdu. Ama ülkenin sokaklarında güven kalmamış olması, ebeveynlerin çocukları artık yanlarında görmek istemesi gibi çağdaş ikilemler, çocukların "herhangi bir sokak çocuğu" ya da "X sokağı çocukları" olması arasındaki ince sınırdı. Benim çocukluğum kendi adıma herhangi bir sokak çocuğunun hayatı ve Pal Sokağı Çocukları'ndan bir çocuğun hayatı arasında bir yerdeydi. Şu an hiçbir çocukluk arkadaşımın olmaması bu duruma en iyi örnektir. Biz insanlar olarak sokakları ne kadar tehlikeleştirir ve güvensizleştirirsek çocuklarımızı da evlere hapsederiz. Oysaki çocuklar ilk olarak sokaklarla sosyalleşir ve sokaklar da çocuklarla renklenir. Sokaklarda oyun oynayan çocuk göremezsek, kedilerin korkmayacakları boyda insanlar kalmamış olur artık. Sokaklarda oyun oynayan çocuk göremezsek, bakkal amcaların yüzü gülmez artık. Sokaklarda oyun oynayan çocuk göremezsek, Pal Sokağı Çocukları'nın kendilerine kurduğu minik dünyanın benzeri, Küçük Prens'in mütevazı gezegeni, Küçük Kara Balık'ın devrimci vizyonu kalmamış olur artık. Artık kalmamak için çocuklarımızı ya kitap dünyasının sokaklarıyla tanıştıralım ya da sokaklarımızı tehlikeleştirmemeyi öğrenelim. Biz büyükler olarak bundan başka çaremiz yok. "Bugünün çocuğunu yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir." Mustafa Kemal Atatürk Kitabı bana hediye eden Selman Ç. dostuma çokça teşekkürlerimle.
Edebiyat
Pal Sokağı ÇocuklarıFerenc Molnar · Yapı Kredi Yayınları · 202536,3bin okunma
··
4.972 Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Sokakta iki taştan ibaret kalelerden yapılan maçların keyfi FIFA bilmem kaçtan nasıl alınabilir? Emeğinize sağlık, güzel incelemeydi.
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Ah işte keşke onlara ben de yetişseymişim. Daha çok Pes ve Fifa’yla yetiştim maalesef. Ama şimdiki çocuklar onları bile oynamıyor, bu daha da kötü. Teşekkür ederim güzel yorumunuz için...
Rica ederim. Keşke yetişebilseydiniz. Çok haklısınız, hep daha iyisini umut ediyoruz sonraki nesiller için velakin gerçekleşenler hep eskilere özlem duyduruyor.
Oğuz öncelikle okuyup değerlendirdiğin için teşekkür ederim. İncelemeye bakarak beğendiğini de düşünüyorum. Okurken gözlerimin dolduğu ender kitaplardan biridir. Sonlarına doğru ister istemez kendiliğinden geliyor zaten o yaşlar. Belki de çocukluğumu gördüm bu kitapta. Bizim de vardı böyle bir arsamız. Yıllarca kaldı en sonunda bütün arsaların başına gelen onun da başına geldi. Kocaman binalar diktiler. O arsa bizim evimiz olmuştu. Bizi sürekli çıkarmak isterlerdi, orada oynamamızı istrmezlerdi. Hatta bir kere okuldan döndüğümüzde arsanın ortasına kocaman kayaları koymuşlardı ve biz hep beraber o kayayı sahanın ortasından çıkarmıştık. Abartmıyorum baya baya kaya koymuşlardı :) Mücadeleye o zamanlardan başlamıştık anlayacağın. Gerçi zaman geçtikçe mücadeledeki azim azalıyor mu acaba veya yoruluyor herhalde insan mücadele ediyor ediyor ama bir şeyler değişmiyor sanırım bu durum yorucu oluyor. Sokaklar gerçekten de "hayatın" başladığı yerdir. Buradaki hayat bambaşka bir hayat. Emeğine sağlık tekrardan.
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Beğendim dostum, Sineklerin Tanrısı kitabına da benzettim hatta yetişkinlere özenilen askeri sistemleri. Benim bir kitaba gözyaşı dökebilmem için epey aşırı bir olay gerçekleşmesi gerekiyor. Sana şöyle bir örnek vereyim, Sefiller'deki Fantine'in durumu bugüne kadar yaşadığım en zor durumlardan biri olmuştu bir kitabı okurken. Orada bile gözlerim doldu mesela sadece... Senin de dediğin gibi mücadele hayatın içinde var ve çocukların da mücadelesi çok renkli, çok başka oluyor. Bu kitabı benle tanıştırdığın için çok teşekkür ederim. :)
Sineklerin Tanrısı'nı okumadım o yüzden bir şey diyemeyeceğim ama beğenmene sevindim. Göz yaşı dediysem öyle hüngür hüngür ağlama değil, duygulanma ve gözden inceden yaş süzülmesi durumu diyelim :) Gözler dolduysa sıkmışsındır kendini yoksa az da olsa kenardan sızması lazım :)
Çok güzel bir inceleme yine....bu cümleyi kullanmak da dejavu gibi hissettiriyor artık... ama öyle....
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, elimizden geldiği kadar. :)
Omo'nun içimdeki çocuk adı altında yayınladığı bir reklam var, muhtemelen denk gelmişsindir. Orada bir çamaşır deterjanı reklamı olmasının yanı sıra günümüzdeki çocukluğun algısına değindiğini ve ''Senin çocuğun onunla arkadaş olsa nasıl eğlenirlerdi?'' diye sorduğu soruda hüzün görüyorum açıkçası. İncelemeni okuyunca aklıma geldi paylaşmak istedim. Linki de şuraya bırakayım. youtube.com/watch?v=VoZ8fp9... Çok doğru noktalara parmak basmışsın bu arada. Kalemine sağlık :)
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Denk gelmemiştim ama izleyince mutlu oldum doğrusu. Çünkü gerçekten tam olarak benim yaptığım karşılaştırmanın özeti niteliğinde bir video. Gerek video hatırlatması için gerekse de bu güzel yorumun için çokça teşekkürler. :))