"İnsanoğlu dünyaya niçin gelir?
Herhalde bir bahçe kurmaya gelir.
Bu düşünceyle gülümsüyorum.
Dünya dediğimiz de bir gurbet değil mi?"
İncelememe 69. sayfadan bir alıntı yaparak başlamak istedim. Sahiden de dünya hayatını bir bahçe ile metaforlaştırabilir miyiz? Bence metaforun âlâsı olur. Peygamberimiz de diyordu ya hani; kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa elindeki fidanı dik, diye. İşte son gün bile bahçeyi donatmamızı isteyen bir dinimiz var, daha ne olsun.. Üretmenin, emeğin, faydalı olmanın bu denli önem arz etmesine bir bahçeden yola çıkarak varabiliriz. Ya da bir bahçeye doğru yol alarak varabiliriz..
Hikayenin bütününe dönelim. Tam bir Anadolu insanının Anadolu yaşantısından esintileri getirip önüne seriyor. Betimlemeleri kuvvetli olan kitapları ayrı severim. İşte bu konuda güzel hissettirdi Beyhude Ömrüm.. Bir meyve bahçesinde hangi meyvelerin olabileceğini önceden öngörüp meyve tedarikinizi yapmanız tavsiyemdir. Zira bir armut anlatışı var Mustafa Kutlu'nun, o an armut olsa da yesem dedirtir. Kayısıya geldiğimde şükür ki bir koşu meyveyi alıp kitabın başına oturabildim. Kitabı tam bahçenin sefasının sürüleceği yaz günleri okumanızı ayrıca tavsiye ederim. Bu sıcak günlerde okumak ayrı zevkliydi.
Köylerin zamanla terk edilişi tam da hikayede anlatıldığı gibi oluyor. Şahit olduğumuz o uzun süreç hep de böyle akıyor insanların hayatında. Yavaş yavaş, eksile eksile, özlene özlene.. Kaçınılmaz sona gidiliyor kâr mı tam da bilinemeden...
Kitabı sonuyla da çok sevdim. Her kötü son üzmez. Bir tamamlanmışlık olsun yeter ki. Gözün arkada kalmaması belki de huzurların en güzelidir.. Ne ile geçerse ömür, onun esintisi vurmaz mı son kez yüze? Bir ölümün, ayazın içinde sıcak bir gözyaşı ile gelmesine huzur diyebilir miyiz? Pek tabii bence.
Hikaye iki mevsimi