“İlkin malum kokuyla karşılaştım. Burnunuzun direğini kıran türden bi’ koku değildi, fakat feci derecede güçlü bir kokuydu. Hani öyle tek çeşit bir
koku da değildi. Son derece katman katman, gittikçe yoğunlaşan bir patina kokusuydu, kokunun asıl kaynağı ise uzun süre önce buhar olup gitmişti. O an koku beni bunaltmıştı, yani büyük oranda, tiksinç, yakıcı, çürümüş, hatta can sıkıcı. Şimdilerde ise kokuyu değil, kokuya gösterdiğim tepkiyi hatırlıyorum yalnızca. Gene de o kokuya illa bir isim vermem gerekiyorsa, insanlık tarihinin kokusu derdim -ter, sidik, bok, kan, et ve döl, aynı zamanda neşe, keder, kıskançlık, öfke, intikam, korku, aşk, umut ve bunun gibi şeylerin karışımı.”