Gönül Demircioğlu

“Sana, öğrenen biri gibi yazmak istiyorum. Her ânın fotoğrafını çekiyorum, resmedermiş gibi sözcükleri derinleştiriyorum, bir nesneden çok, onun gölgesi gibi. Neden diye sormak istemiyorum, nedenini her zaman sorabilir ve cevapsız kalabilirsin: cevapsız bir sorunun ardından gelen gebe sessizliğe teslim olmayı becerebilecek miyim? Yine de benim için bir gün bir yerlerde büyük cevabın var olduğunu hissediyorum.”
Sayfa 14·Kitabı okudu
Edebiyat
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“Şimdi gün doğuyor, sahildeki kumların üzerinde beyaz sisten bir şafak. O halde her şey benim. Yiyeceklere dokunmuyorum, günün uyanışının ötesine geçmek istemiyorum. Günle beraber büyüyorum, o büyüdükçe içimde belirsiz bir umudu da öldürüyor ve beni dönüp o haşin güneşe bakmaya zorluyor. Fırtına kopuyor ve kağıtlarım uçuşuyor. Çığlıkların rüzgarını duyuyorum, kuşun yan yan uçarken açılan ölü cıvıltısını. Ben de burada kendime gergin bir dilin ağırlığını dayatıyorum, mizahtan uzak, beyaz bir iskeletin çıplaklığını dayatıyorum. Ama iskelette hayat yok, yaşarkense her yanım tir tir titriyor. Nihai çıplaklığa ulaşamayacağım. Görünen o ki bunu istemiyorum.”
Sayfa 14·Kitabı okudu
Edebiyat
“Uyumsuzluğun gizli uyumu: hâli hazırda yapılmış bir şey istemiyorum, halen acı vererek yapılmakta olan bir şey istiyorum. Dengesiz kelimelerim sessizliğimin hazinesi. Havada cambazlıklar ve piruetler yaparak yazıyorum, yazıyorum çünkü o kadar konuşmak istiyorum ki. Ama sadece yazmak bana sessizliğin tam karşılığını veriyor.”
Sayfa 12·Kitabı okudu
Edebiyat
“İlkin malum kokuyla karşılaştım. Burnunuzun direğini kıran türden bi’ koku değildi, fakat feci derecede güçlü bir kokuydu. Hani öyle tek çeşit bir koku da değildi. Son derece katman katman, gittikçe yoğunlaşan bir patina kokusuydu, kokunun asıl kaynağı ise uzun süre önce buhar olup gitmişti. O an koku beni bunaltmıştı, yani büyük oranda, tiksinç, yakıcı, çürümüş, hatta can sıkıcı. Şimdilerde ise kokuyu değil, kokuya gösterdiğim tepkiyi hatırlıyorum yalnızca. Gene de o kokuya illa bir isim vermem gerekiyorsa, insanlık tarihinin kokusu derdim -ter, sidik, bok, kan, et ve döl, aynı zamanda neşe, keder, kıskançlık, öfke, intikam, korku, aşk, umut ve bunun gibi şeylerin karışımı.”
Roman
“Kendinizi geçmişte bir şey yaparken görüp de, bu yaptığınızı ne zaman hatırlasanız daima engel olmak, şimdiki zamanı değiştirmek istediğiniz oldu mu hiç? Şu an tam da böyle hissediyorum, üzerime çöken ataletin, her şeye maydanozluğumun ya da başka bir şey de olabilirdi ama ne olduğuna dair en ufak fikrim yok, belki de hiçbir şey yoktur, her şey hiçbir şeyden ibarettir -bayağı anlamsız bir cümle oldu, “her şey hiçbir şeyden ibarettir”, ama gene de sevdim cümleyi.”
Roman