Rauf Bey'den, padişahlık ve halifelik konusundaki düşüncesi-nin ve kanısının ne olduğunu sordum. Şu karşılığı verdi:
"Ben, padişahlık ve halifeliğe vicdanım ve duygularımla bağlıyım. Çünkü benim babam, padişahın ekmeğiyle yetişmiş, Osman Devleti'nin ileri gelen adamları arasına geçmiştir. Benim de kanımda o ekmekten vardır. Ben iyilik bilmez değilim ve olamam. Padişaha bağlı olmak borcumdur. Halifeliğe bağlılığım ise, eğitimim gereğidir. Bunlardan başka, genel görüşlerim de vardır. Bizde toplumun birliğini korumak güçtür. Bunu ancak, herkesin eri-şemeyeceği yücelikteki alışılmış bir makam sağlayabilir. O da padişahlık ve halifeliktir. Bu makamı kaldırmak, onun yerine başka bir nitelikte bir makam koymaya çalışmak, yıkıma yol açar ve büyük acı doğurur."
Rauf Bey'den sonra, karşımda oturan Refet Paşa'dan düşüncesini sordum. O da şöyle dedi:
"Rauf Bey'in düşüncesine ve görüşlerine katılırım. Gerçekten bizde padişahlıktan ve halifelikten başka bir yönetim biçimi söz konusu olamaz."
XX. yüzyılın büyük ütopik ideolojileri ortadan kalktı ve -Avrupa'nın tanıdığımız halini oluşturmada büyük rol oynamış olan-Hıristiyanlık toplumun uç sınırlarına ötelendi; ortak duygunun temeli değil azınlığın bir seçimi niteliğine büründü. Yinelemekten keyif aldığım üzere insani toplumun etolojik¹ temeli olan ve Sina Dağı'nda verilmiş olan On Emir, birkaç onyıl içinde un ufak olmuştur ve gülünçleştirilmiştir; sanki artık gereksinmemiz olmayan arkaik bir yaldız gibidir.
Gerçekten böyle midir? İnsanoğlu bütünüyle yüzeysellikle, acil tüketimle, kendi özgürlük düşüncesinin köleleştirilmesiyle yaşayabilir mi sahiden? Milyonlarca bireysel gerçeklik kırıntısının oluşturduğu bir toplum, gelişme, yapılanma yolunda mıdır yoksa sadece günlük nevalesini bulma amacıyla büyük ovalarda hareket eden sığır sürüleri misali gezgin bir toplum mudur? İyi ve kötü konusunda ortak bir görüş kalmadığından yeni kuşakları yetiştirirken hangi değerleri temel alacağız? İnsanoğlunun hâlâ "duygusal" bir eğitimi söz konusu mudur yoksa daha içgüdüsel duyguların denetlenemez akıntısına boyun mu eğilmiştir?
Bir bölümü yayımlanmamış olan, bir bölümünü de son yıllarda gazetelerde paylaştığım bu görüşlerim, yenilikler ve başkalaşmalar konusunda böylesine zengin olan günümüzde bir tür seçim hakkını gündeme getirmeyi amaçlıyor. İnsan için ve insana karşı olan nedir? İşte, oluşturacağımız dünyanın niteliğini büyük ölçüde bu ayrım belirleyecektir. Oyundaki bu el bizzat insan doğasının düşüncesidir.
SUSANNA TAMARO
Sayfa 12 - Etoloji: Hayvan davranışları inceleyen bilim dalıdır·Kitabı okuyor
"Kutsal olan hakikat değil, kişinin kendi hakikatini aramasıdır! İnsanın kendisini sorgulamasından daha kutsal ne olabilir? Benim felsefi çalışmalarım bazılarına göre kuma yazılmıştır: Benim görüşlerim devamlı kayma halindedir. Ama granite yazılmış cümlelerimden biri şudur: 'Kimsen o ol.' Ve gerçeklik olmadan kişi kendisinin kim ve ne olduğunu nasıl keşfedebilir ki?"
Fakat benim kendi görüşlerim var ve kendi zevklerimi, hep birden aynı görüşü benimseyen insanların yargısına tabi kılamam. Eğer bir şeyi sevmezsem sevmem, hepsi bu; salt türdeşlerimin çoğunluğu bunu beğendi ya da beğendiğini farzetti diye benim de onları taklit edip bundan haz almam için bir sebep yok. Sevdiğim ya da sevmediğim şeylerin modasını takip edemem.