Spoiler içerir!!
8/10
·72 syf.··
2026 15. kitabı
Kitabı bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey, insanların anlamadıkları şeyleri ne kadar kolay dışlayabildiği oldu. Hikaye bir doktorun akıl hastanesindeki bir hastayla yaptığı konuşmalar üzerinden ilerliyor. Ama bu konuşmalar ilerledikçe aslında deli diye görülen kişinin birçok insandan daha çok düşündüğünü ve daha çok hissettiğini görüyoruz.Doktorun onu gerçekten dinlemesi ve anlamaya çalışması bile çevresindekilere garip geliyor. Bu kısım beni düşündürdü açıkçası. Çünkü bazen bir insanı anlamaya çalışmak yerine ona bir etiket yapıştırmak daha kolay geliyor. Sonra doktorun da aynı sistemin içine düşmesi bana hayatın bazen ne kadar sert olabildiğini hissettirdi. Okurken en çok şunu düşündüm; belki de insanı asıl yoran şey yaşadığı acı değil, o acıyla baş başa kalması.Bazen ne kadar kalabalığın içinde olsak da anlaşılmadığımız yerde yalnız kalıyoruz. Okurken en çok burada durup düşündüm: “Acı, acı hakkındaki canlı düşüncedir; bu düşünceyi değiştirmek için irade gücü göster, onu silip at, şikayet etmeyi bırak; acı kaybolup gidecektir.” Bu cümle kitabı bence tek başına özetliyor.
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,4bin okunma
Güneş batar, Gece hizmet eder.
9/10
·406 syf.·
2026 74. kitabı
Selam! Beni çok gururlandıran bir kitapla birlikteyiz bu gün. Övgü Deveci Safi'nin Hainin Mührü kitabını okurken hissettiğim ilk şey heyecan ve merak kadar, garip bir şekilde gururdu. Çünkü bu kitabın ortaya çıkabilmesi için verilen emeği az çok biliyordum ve sayfalar ilerledikçe o emeğin her satıra sindiğini görmek beni mutlu etti. Daha ilk sayfalarda Derin Deniz'in uğultusu insanı içine çekiyor. Deniz burada yalnızca bir fon değil; yaşayan, öfkelenen, hatırlayan ve unutmayan bir güç gibi. Zaten kitabın açılışında da bunu hissediyoruz. Açgözlülüğü yüzünden dünyasını tüketen insanlığın ardından deniz yükselmiş, eski dünyayı yutmuş ve geriye İkinci Dünya denilen yeni bir düzen bırakmış. Bu başlangıç bana özellikle çok çarpıcı geldi çünkü klasik bir kıyamet sonrası hikâyesi okumuyordum. Doğa burada felaketin kurbanı değil, bizzat cevabıydı. Kitabın konusu ilk bakışta oldukça basit görünüyor. Her biri farklı amaçlara, farklı korkulara ve farklı umutlara sahip beş genç, varlığı bile kesin olmayan Gizliman'a ulaşmaya çalışıyor. Fakat hikâye ilerledikçe aslında bunun bir yolculuk romanından çok daha fazlası olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü yol boyunca yalnızca denizle, düşmanlarla veya sistemle değil, kendi içlerindeki umutla da mücadele ediyorlar. Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan temel düşünce şu oldu: Hainin Mührü, umut bir insana en fazla ne yaptırabilir sorusunun cevabı. Distopya türünü seviyorum ama son yıllarda çıkan birçok distopyanın aynı hataya düştüğünü düşünüyorum. Düzen kötüdür, kahraman bunu fark eder ve birkaç bölüm sonra isyan başlar. Oysa gerçek hayatta hiçbir şey böyle işlemez. İnsanlar önce izler, sonra düşünür, sonra sorgular. Rahatsızlık büyüdükçe öfkeye dönüşür ve ancak o noktada harekete geçerler. Hainin Mührü'nün en başarılı olduğu noktalardan biri de
Duygu ve Düşünce
Hainin MührüÖvgü Deveci Safi · Perseus Yayınevi · 2024450 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Grange beni hep etkilemişti ama kendinden hikaye beni mahvetti!..
Puan vermedi·280 syf.··
2026 30. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 11:49
Yazarın en korkunç kitabı budur; Çünkü hepsi gerçek!.. Jean Christophe Grange’ın her kitabını bir solukta okumuşumdur, uyarlanan filmlerini izlemişimdir.Hep ona sorulduğu gibi “Bunlar aklına nerden geliyor?” diye ben de düşündüm. Ama gerçekten esinlenmesi büyük bir hüzün, acı bıraktı bende. Bu kadarı da olmaz diyebileceğimiz şeylerin hayal ürünü olmadığını görmek, hissetmek hayatın adil olmadığı sorgusunu tekrar yaptırdı bana.. Keşke hayal ürünü olsaymış, bir kadının, bir evladın, bir insanın bunları yaşamış olması gerçek olmasaymış .. İçim parçalandı ve bunu tarif edecek kelime ya da cümleler bulamıyorum. “Ben Şeytanın Oğluyum” okuduğum en sarsıcı kitaplardan biriydi. Kitabı etkileyici kılan şey yalnızca yaşanan olaylar değil, bunların yazarın kendi hayatından izler taşımasıydı. Sayfalar boyunca bir insanın yaşadığı acılara, çaresizliğe ve mücadeleye tanıklık ettim. Ancak bazı bölümler vardı ki onları okurken yalnızca üzülmedim; içimde derin bir sızı hissettim. Özellikle “Bazen çok daha kötüsü oluyordu; beni bebeği yalnız bırakmaya mecbur ederek zorla gece âlemlerine götürüyordu!” cümlesi beni derinden etkiledi. Bir annenin, en değerli varlığı olan bebeğinden ayrılmaya zorlanması ve bunun karşısında çaresiz bırakılması bana acımasızlığın ne kadar ileri gidebileceğini düşündürdü. Bu cümleyi okurken yaşanan olayları gözümde canlandırdım ve bir annenin kalbinde açılan yarayı hissetmeye çalıştım. O anlarda hissedilen korkuyu, vicdan azabını ve çaresizliği düşünmek bile üzücüydü. Beni en çok etkileyen bölümlerden biri de “Jean-Christophe’ a her gün benim fotoğrafımı göster. Beni unutmasın!” sözleri oldu. Bu cümlede bir annenin bütün sevgisi, özlemi ve korkusu saklıydı. Bir annenin çocuğuna kavuşamama ihtimali karşısında tek dileğinin unutulmamak olması yüreğimi burktu.
Ben Şeytanın OğluyumJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 0164 okunma
Puan vermedi·144 syf.·
2026 419. kitabı
,Çocukluğunuzdan bu yana, itinayla tüm vücudunuzu, kara saçlarınızı ve hatta gözlerinizdeki ifadeyi gizleyen kara ve uzun giysiler giymek zorunda olduğunuzu bildiğinizde, kırmızı bir elbise arzu etmek korkunç bir günahtı. Karalara bürünmek erkeklerden korunmak anlamına gelirdi. Erkekler için durum daha farklıydı, kadınların aksine onların arzu duymaya hakkı vardı. Erkeklerin yaptığı ve yapmak istediği her şey normaldi. Erkekleri kadınlardan korumak, yine kadınların göreviydi. Lamia Berrada Berca Paris'te yaşayan göçmen bir kadının kendi içindeki özgürlük mücadelesini anlatır. Genç bir kadının, karşısına çıkan kırmızı bir elbise ve Immanuel Kant'ın "Aklını kullanma cesareti göster" felsefesiyle kendi hayatında bir aydınlanma yaratmasını konu alır.. Baskıdan Özgürlüğe: Karaya örtülere hapsedilen genç bir gelin, kırmızı elbisenin ona verdiği cesaretle arzuyu ve bilgiyi keşfeder.Felsefi Dokunuş: Immanuel Kant'ın Aydınlanma felsefesi temel bir rehberdir. Karakter, başkalarının kuralları yerine kendi aklını kullanma cesaretini gösterir. Şiirsel bir romanı geride bıraktık,samimi bir dille açık yazmış Lamia Berrada Berca'ımiz Ben sıra sizde okudum Kant ve Kırmızı Elbise
Edebiyat & Roman
Kant ve Kırmızı ElbiseLamia Berrada Berca · Maya Kitap · 2018252 okunma
9/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 01:27
Turgut Özben'in kaybıyla yolumuza başladık... ya da kaybettik mi demeliyim? Kitap, daha ilk sayfalarda okuyucuyu bir belirsizliğin içine itiyor. Turgut Özben'in üç yıldan beri 'kayıp' olduğu bilgisi, aslında sadece fiziksel bir kayboluşu değil; bir insanın kurulu düzeninden, kimliğinden ve toplumsal rollerinden kopuşunu temsil ediyor. Bir insan neden tüm izlerini silip gitmek ister?.. Belki de 'tutunmak' o kadar ağır gelmiştir ki, kaybolmak tek kurtuluştur... Sayfa 29 (Alıntı): Havaya kaldırdığı Selim'i duvara sürüklendi. Siyah saçlarından yakalayarak başını duvara dayar: "Dökülmeyen saçlarından asacağım seni." diye bağırırdı. "Erkeğin kılları göğsündedir, oğlum Selim." Hemen gömleğini çıkarır ve boynuna kadar bütün gövdesini kaplayan kıllarını gösterirdi Selim'e. "İğrençsin Turgut. Sen onları, üniversite kantinindeki kızlara göster. Kapat şu ormanı." Bir erkeğin yanında soyunmasından sıkılırdı Selim. "Beni, aşağılara çekiyorsun Turgut. Senden kurtulmalıyım." Turgut, pantolonunu da çıkarır, kollarını açarak bağırırdı. "Ben, senin bilinçaltı karanlıklarına ittiğin ve gerçekleşmesinden korktuğun kirli arzuların; ben senin bilinçaltı ormanlarının Tarzanı! yemeye geldim seni. Benden kurtulamazsın. Ben, senin vicdan azabınım!" "Bağırma, anladık. Benim vicdan azabım bu kadar kıllı olamaz. Ruhbilimci Tarzan, lütfen giyin."[Bu sahnede sinirlenmem gerekiyordu ama kahkaha attım. Aklıma bir anda televizyon ekranında beliren Yaprak Dökümü (Orman Tarzanı) Tahsin'in duş alma sahnesi geldi.] Sayfa 33-34-35: Turgut'un Rüyası üzerine 1) Aslında Selim’i değil, kendi kibrini gömüyor. Selim’in ölümü bir mikrop gibi Turgut’un zihnine giriyor ve onun o 'mühendis titizliğiyle' kurduğu düzenli hayatını çürütmeye başlıyor. 2) Cenaze töreni, toplumun her şeyi nasıl bir 'tiyatroya' çevirdiğini
2024 Okuma Raporları
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
"Zamanın suları hepimizi yutacak."
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
Nereden başlayacağımı bilemiyorum... Kitabı okumayı sırf bitmesin veda etmeyeyim diye uzattıkça uzattım ve şimdi de inceleme yazarken aynı hisleri paylaşıyorum. Hainin Mührü'ne veda etmeyi hiç istemiyorum Övgü Deveci Safi lütfen novellalar ile gerekirse başka hikayeleri ile şu evreni bize daha fazla göster hiç ayrılmak istemiyorum... İlk iki kitaptaki olayların bu kitaptaki durumlara ilerleyeceğini söyleseler hayatta inanmazdım. Diğer kitaplarda da birbirinden çok farklı olaylar yaşanmış, atmosfer çok değişmişti bu kitapta da aynısının yaşanacağına emindim ama bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Öncelikle konudan bahsedecek olursak, karakterlerimizi ikinci kitapta bıraktığımız yerden sonra bambaşka bir mücadelenin ortasında buluyoruz. Hepsi kendince dağılmış durumda ve bambaşka zorluklarla uğraşıyorlar. Ve karakterlerinin, bizim alıştığımız özelliklerinin getirisiyle bize yine beş farklı olay örgüsüyle beraber aynı zamanda birbirine bağlanan beş farklı yol gösteriyorlar. Gerçi bu kitapta farklı bakış açıları da ekleniyor, ekibimiz büyüyor da denebilir özellikle Beş beter'i okumak ayrıca hoşuma gitti. Eklenen hiçbir bakış açısı boşu boşuna değildi kitabın sonunda da özellikle anlamış olduk. Kitabın ilk kısımlarında Gizliman halkının yaşayış biçimini farklı gözlerden okuyup durumun ne kadar göründüğünden farklı olduğunu öğreniyoruz. Bu güzeldi ama toplumun halinin bizim dünyamızdaki çoğu toplumla özdeşleşmesi can acıtıcıydı. Bazı cümleler vardı ki üzerine düşünmek saatlerce duvara baktırırdı. Kitapta ilerledikçe yavaş yavaş büyüyen bir isyan ve beklenmedik bir felaket sonucu gerilen kayışların kopması ile hiç de tesadüf olmayan bir savaşın başlamasını okuyoruz. İlk kısım karakterlerin hikayesi açısından ikinci kısım ise savaşın gerçekliğini suratımıza çarpması
Hainin Mührü 3Övgü Deveci Safi · Dokuz Yayınları · 202664 okunma