Émile Zola’nın Nasıl Ölünür adlı kitabını okurken bende kalan his şu oldu: İnsanlar sadece nasıl yaşadıklarıyla değil, nasıl öldükleriyle de ait oldukları sınıfı ele veriyor. Zola beş kısa hikâyede bunu çok sade ama çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Bir aristokratın, bir burjuvanın, bir esnafın, bir işçi ailesinin ve bir köylünün ölüm anlarını anlatıyor. Ama aslında anlattığı şey ölümden çok toplumun kendisi.
Zola’nın kalemi çok süslü değil. Tam tersine oldukça yalın. Ama o sadeliğin içinde güçlü bir gözlem var. Zaten naturalist bir yazar olduğu için hayatı olduğu gibi gösterme derdinde. Bu yüzden okurken sanki kurgu değil de gerçek insanların son anlarına tanık oluyormuş gibi hissediyorsunuz.
Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri ölüm anındaki yalnızlık duygusu oldu. Her karakter farklı bir yalnızlık yaşıyor.
Nasıl ÖlünürEmile Zola · Can Yayınları · 202024,3bin okunma
Dirimselcilik 18. yüzyılda Stahl'ın düzene koyduğu canlıcılığın (animizm) mirasçısıdır. Stahl ampirik saptamaları yadsımadan, ruhu organizmayı düzenleyen ve zayıf düşmesi durumunda hastalığa yol açan bir güç haline getirir. Fazlasıyla dinsel yananlamlar taşıyan ruh kavramını bir kenara bırakan, gözlem tıbbını temel alan dirimselci yorum ne tanımlanan ne de yeri belirlenen dirim gücünde hem yaşamın devindirici gücünü hem de hastalıkla sağlığın kaynağını görür.
Beden Üstünde Kesişen Bakışlar/ Hekimlerin Bakışı/Tedavi İlişkisinde Beden
Retorik edebiyatın en şaşaalı bir yerinde, son bölümlerinde 'Anlatıcının Sonuç Bölümü' diye bir kare var ki, insanı diyalektik açıdan sonsuzluğa mühürlüyor. Sinemaya olan tutkum nedense
Türk edebiyatının Tanzimat dönemindeki en yenilikçi, en cesur ve öncü kalemlerinden biri olan Recaizade Mahmut Ekrem’in 1896 yılında yayımlanan kült eseri "Araba Sevdası", edebiyat tarihimizin ilk realist romanı olmasının ötesinde, yanlış batılılaşmanın ve toplumsal yabancılaşmanın trajikomik anatomisini çıkaran sarsıcı bir başyapıttır. Roman; babasından kalan mirası şuursuzca harcayan, Fransızca kelimelerle konuşmayı ve lüks arabasıyla Çamlıca, Beyoğlu sokaklarında boy göstermeyi modernleşmek sanan Bihruz Bey’in, Periveş adlı yarım hafifmeşrep bir kadına duyduğu platonik ve hayal ürünü aşkı odağına alır. Recaizade Mahmut Ekrem; dönemin mirasyedi, sığ ve köksüz aydın tipini Bihruz Bey karakteri üzerinden dâhice hicvederken, aslında bir toplumun kimlik krizini ve kültür şokunu cerrah titizliğiyle deşer. Yazarın ironiyi, kara mizahı ve realizmin gözlem gücünü ustalıkla harmanlayan o zengin, dönemin ruhunu aynen yansıtan dili; bu eseri basit bir aşk ya da gösteriş hikayesi olmaktan çıkarıp, sahte parıltıların peşinden giden modern insanın trajik çöküşünü anlatan zamansız bir edebi anıt haline getirir.
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · İletişim Yayıncılık · 201430,8bin okunma