Puan vermedi·144 syf.·
2026 444. kitabı
“ dışardan gelen herhangi bir şey seni üzüyorsa bu acı o şeyin kendisinden değil, senin ona ilişkin yargılarından kaynaklanmaktadır.” marcus aurelius "Renata Salecl acımasızlığı huy edinmiş, kabalığın meziyet sayıldığı günümüz dünyasını masaya yatırıyor; önündeki dev aynasından ötesini göremez, “ben” demeden iki kelam edemez hale gelmiş, ölçüsüz hırsları, sabırsızlığı, kibri gurur nişanesi gibi taşıyan insanın düştüğü açmazları gözler önüne seriyor İnsanlar, iyisiyle kötüsüyle yaşadıkları her şeyin tek sorumlusu olarak görülmekte ve mükemmeliyetçilik beklentisi ile yetersizlik hisleri arasında sıkışmaktadir. Empati ve Dayanışma Eksikliği: İnsanların başkalarıyla kader ortağı olduğunu unuttuğu, hissizliğe gömüldüğü ve sadece kendini düşündüğü bir çağ tanımlanır. Renata Salecl acımasızlığı huy edinmiş, kabalığın meziyet sayıldığı günümüz dünyasını masaya yatırıyor; önündeki dev aynasından ötesini göremez, “ben” demeden iki kelam edemez hale gelmiş, ölçüsüz hırsları, sabırsızlığı, kibri gurur nişanesi gibi taşıyan insanın düştüğü açmazları gözler önüne seriyor Kabalığın Meziyet Sayılmas,Kibir, sabırsızlık ve saygısızlık gibi davranışların birer gurur nişanesi veya güç gösterisi gibi algılandığı bir döneme işaret edilir. Empati ve Dayanışma Eksikliği: İnsanların başkalarıyla kader ortağı olduğunu unuttuğu, hissizliğe gömüldüğü ve sadece kendini düşündüğü bir çağ tanımlanır. Demokrasi ve Çözüm Arayışı: Kitap, bireylerin kendi kabuklarından sıyrılarak yeniden Kitap, bireylerin kendi kabuklarından sıyrılarak yeniden başkalarıyla empati kurması ve bu sayede demokrasinin tekrar filizlenip filizlenemeyeceği sorusunu sorar Kabalık Çağı
Araştırma-İnceleme Tarih
Kabalık ÇağıRenata Salecl · Metis Yayınları · 20266 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 24. kitabı
Toplumun Aynasına Gülümseyerek Bakmak: Rıfat Ilgaz'ın Sosyal Kadınlar Partisi Bazı yazarlar vardır; aradan yıllar geçse de anlattıkları insanlar hiç değişmemiş gibi gelir. Rıfat Ilgaz benim için tam olarak böyle bir yazar. Sosyal Kadınlar Partisi'ni okurken sık sık "Bu karakteri sanki tanıyorum" diye düşündüm. Çünkü Ilgaz'ın anlattığı insanlar sadece kendi dönemine ait değil; bugün de çevremizde yaşamaya devam ediyorlar. Kitabın ilk dikkatimi çeken yanı, mizahın hikâyelerin merkezinde olmasına rağmen asla yüzeysel kalmamasıydı. Rıfat Ilgaz güldürmek için yazmıyor; güldürürken düşündürmek, düşündürürken de topluma küçük ama etkili eleştiriler yöneltmek istiyor. Bu yüzden birçok öykünün sonunda yüzümde oluşan tebessüm kısa sürede yerini sorgulamaya bıraktı. Eserde karşılaştığımız karakterler oldukça tanıdık. Kendi çıkarlarını toplum yararının önüne koyanlar, görünüşe ve gösterişe fazlasıyla önem verenler, farklı görünmeye çalışırken aslında birbirine benzeyen insanlar... Ilgaz, onları yargılamadan ama bütün kusurlarıyla gözler önüne seriyor. Belki de bu yüzden karakterler karikatür gibi değil, gerçek insanlar gibi hissettiriyor. Kitabın adını taşıyan "Sosyal Kadınlar Partisi" öyküsü ise özellikle dikkat çekici. Rıfat Ilgaz burada yalnızca kadınlar üzerinden değil, toplumun genel yapısı üzerinden bir eleştiri kuruyor. İnsanların sosyal görünme çabalarını, popüler olma isteğini ve zaman zaman samimiyetten uzaklaşan davranışlarını ince bir ironiyle anlatıyor. Okurken birçok sahnenin günümüzde sosyal medya çağında bile geçerliliğini koruduğunu fark etmemek mümkün değil. Rıfat Ilgaz'ın kalemini sevdiğim noktalardan biri de dili. Ne süslü ne de yorucu. Son derece doğal bir anlatımı var. Hikâyeler sanki bir arkadaşınız size yaşanmış olayları anlatıyormuş hissi veriyor.
Sosyal Kadınlar PartisiRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 2008182 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
BİR ÇOCUĞUN GÖZÜNDEN YANSIYAN BÜYÜLÜ BİR DÜNYA
Puan vermedi·144 syf.··
2026 19. kitabı
Eser, Orta Asya’nın sert, büyüleyici ve bir o kadar da amansız coğrafyasına davet eder. Eser, ilk bakışta isimsiz küçük bir çocuğun dünyasını anlatıyor gibi görünse de derinlerde insan doğasını, modernleşmenin sancılarını, toplumsal yozlaşmayı ve yok olan kültürel değerleri evrensel bir düzlemde sorgulayan sarsıcı bir eleştiridir. Aytmatov, çocuk masumiyetinin yetişkinlerin katı ve çıkarcı gerçekliği karşısındaki kırılganlığını işlerken okuyucuya adeta bir insanlık dersi verir. En etkili anlatım stratejisi, olayların isimsiz bir çocuğun gözünden aktarılmasıdır. Yazar, bu saf ve önyargısız bakış açısı sayesinde toplumsal yabancılaşmayı çok daha berrak bir şekilde gözler önüne serer. Toplumun "öteki" olana karşı geliştirdiği dışlayıcı tavır, romandaki ninenin "Bir yabancıyı ne kadar yedirip içirsen yine yabancı kalır." sözünde vücut bulur. Buna karşın çocuk, "Ben başkasının çocuğu olmayı istemezdim." diyerek bu yabancılaşmayı reddeder. Aytmatov’un kurguladığı bu tezat, asıl yabancının ve canavarlaşanın çocuk değil; hırsları, nefretleri ve sınırları olan yetişkinler dünyası olduğunu derinden hissettirir. Mümin Dede’nin temsil ettiği pasif iyi doğa , yalnızca karakterlerin üzerinde hareket ettiği pasif bir fon veya mekân değildir. Orman, dağlar ve hayvanlar; yaşayan, insanla birlikte sevinen ve acı çeken birer canlı organizmadır. Ağaçlar hunharca kesildiğinde kuşların çığlık çığlığa uçuşması ve ormanın kalbinin sökülüyormuş hissi uyandırması, insanın doğaya verdiği zararın kozmik boyutunu gösterir. Bu evrende doğayla gerçek bir bağ kurabilen yalnızca iki karakter vardır: Çocuk ve dedesi. Çocuğun kayalara isim vermesi, bitkilerle konuşması, modern insanın çoktan unuttuğu "doğayla bütünleşme" arzusunun birer kanıtıdır. Bu bütünleşmenin ve katıksız iyiliğin somut hali ise
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Elips Kitap Yayınevi · 201587,5bin okunma
Bilginin, Kabul Görmenin ve İnsan Olmanın Hikâyesi
10/10
·325 syf.··
2026 21. kitabı
Eser, ilk bakışta zihinsel engelli bir gencin olağanüstü bir deney sonucunda zekâsının gelişmesini anlatıyor gibi görünse de aslında insanın kabul görme ihtiyacını, aile ilişkilerini, bilginin sınırlarını ve insan olmanın anlamını sorgulayan derin bir romandır. Charlie Gordon, çevresindeki insanlar tarafından çoğu zaman dışlanan, küçümsenen ve tam anlamıyla anlaşılmayan bir gençtir. Charlie'nin ailesi üzerinden de farklı bakış açılarıyla karşılaşırız. Babası Matt, oğlunun durumunu kabullenmiş ve onu olduğu gibi sevmeye çalışan bir karakterdir. Annesi Rose ise Charlie'nin diğer çocuklarla aynı olabileceğine inanır ve bu uğurda hem kendisini hem eşini hem de çocuğunu yıpratır. Charlie'yi "normal" hâle getirme arzusu zamanla bir sevgi biçiminden çok bir takıntıya dönüşür. Bu durum, engelli bireylerin yaşadığı birçok sorunun aslında onların durumlarından değil, toplumun ve ailelerin beklentilerinden kaynaklandığını düşündürür. Charlie'nin zekâsı ameliyat sonrasında olağanüstü bir şekilde gelişir. Kısa sürede birçok alanda uzmanlaşır, bilimsel tartışmalara katılır ve çevresindeki insanları bilgi düzeyiyle geride bırakır. Ancak burada romanın en önemli sorularından biri ortaya çıkar: Bilgi gerçekten insanı tamamlar mı? Charlie'nin zihinsel gelişimi ile duygusal gelişimi aynı hızda ilerlemez. Bilgi bakımından bir dâhiye dönüşürken, duygusal dünyasında hâlâ birçok eksiklik yaşamaktadır. İnsan ilişkilerini yönetmekte zorlanır, duygularını anlamlandırmakta güçlük çeker ve yalnızlaşır. Böylece eser, insanın yalnızca zekâdan ibaret olmadığını; duygu, empati ve ilişkilerle de var olduğunu gösterir. Roman boyunca Charlie ile ilgilenen bilim insanlarının tavırları da dikkat çekicidir. Özellikle Profesör Nemur ve ekibi, büyük bir başarı elde etmek isterken Charlie'nin bir insan
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,9bin okunma
Rüyalar
Puan vermedi·
Bastırılmış cinsellik üzerine, çoğu insanı rahatsız edebilecek bir kitap. Ancak evrimsel psikolojiyle uyuştuğu kısımlar var. Kitabın özetine girmeyeceğim ancak ana karakterimizde iyi çocuk sendromu var ve eğer iyi bir çocuk olursa karısının ona karşı arzusunun aynı kalacağına, evliliğinin güzel gideceğine dair inancı sarsıldığında, tamamen onay ihtiyaçlı aldatma çabasına giriyor ve hikayemiz de burada başlıyor denebilir. İyi bir baba ya da eş olmak tabii ki önemli. Ancak kabul etmek gereken bir gerçek var ki arzular spekturumunda çekici kısımda değilseniz itici kısımdasınız demektir ve sağlıklı bir cinsel yaşam için iyi bir “lover” olmak da gerekir. Bu denge herkeste farklıdır ancak beynimizin karanlık bölgelerinin birinde mutlaka vardır. Hayal dünyasında yaşamamızın sonuçlarını gözler önüne seren bir kitap. “Erkekler sadece bilselerdi…” İyi okumalar
1000Kitap
Rüya RomanArthur Schnitzler · Bordo Siyah Yayınları · 2019419 okunma
Puan vermedi·556 syf.··
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 12:14
Sonunda bitirdim.. Ve öyle bir ikircime düştüm ki şimdi... Bir tarafım neden bu kadar geç kaldım diyor, diğer tarafım nereden de okudum seni! Ben şimdi nasıl unuturum okuduklarımı ve nasıl devam ederim eskisi gibi. Hem etkili hem tepkili hem de zihin dünyama allak bullak eden bir kitap oldu benim için. "Aklımın içinde adım atacak yer yoktu" Joad ailesinin hikayesi bu... Küçük ama sıcak hayalleri olan, yegane arzusu çalışmak, küçük bir ev ve toprak sahibi olmak olan geniş bir ailenin hikayesi. İnsanın doğduğu, anne babasının doğduğu, çocukluğunun geçtiği topraklardan ayrılmak zorunda kalması oldukça zor değildir midir? Bazen gözler hep arkada kalır, ya eski topraklarında ya eski zamanlarında. En kötüsü her ikisinin de birlikte olması. Hem eski zamanların hem de yaşadığın toprakların bir daha gelmeyecek üzere elinden kayıp gitmesi. İşte Gazap üzümleri, bu kayboluşun hikayesiyle sizleri bekliyor.
1000Kitap
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,7bin okunma