selim koç

selim koç
@grabowski
Hiçbir zaman Alman işgali altında olduğu kadar özgür değildik. Bütün haklarımızı ve en başta konuşma hakkımızı kaybetmiştik. Her gün yüzümüze savrulan hakaretler karşısında susmak zorundaydık. İşçi olarak, Yahudi olarak, politik mahpus olarak, yığınlarla sürgün ediliyorduk. Sokak duvarlarında, gazetelerde, sinema perdesinde, ezicilerimizin bize vermek istedikleri o pis tatsız yüzü buluyorduk. Bütün bunlar yüzünden üzgündük. Nazi zehiri düşüncemize kadar işlediği için her doğru düşünce kazandığımız bir zaferdi. Amansız bir polis gücü bizi susmaya zorladığı için her söz bir ilke bildirisi kadar değerli oluyordu.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dünyada her toplumun varlığının değeri, özgürlük ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı uygarlıkla orantılıdır. Uygar eserler meydana getirmek yeteneğinden yoksun olan toplumlar, özgürlük ve bağımsızlıklarından yoksun edilmeye mahkumdurlar. Uygarlık yolunda yürümek ve başarı kazanmak hayat şartıdır.
ÇÖLDE GİZLİ BEZGİNLER bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yagmur sıcağı gibi öptüm sonsuz gidişinden. saçlarının seyriyle seni yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran akreplerdir duygunun. karanlık ordulara güneşsiz sokulan bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek şakakların sıcağında kuytu bir ses büzülüp ölecek sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında bahar şenlikleriyle. sürdüren ellerini yangın borularında şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından burda biter düğün. gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından gemilerimiz saklanır.ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların saplandık tadına.durduk alnında yüreğe vuruşların yollar sellere gider. açılır parklar artık kuşlar dağılır bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağirmak hiç keseye mi kalır çizildi yalnızlar. senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. kürek sesleriyle koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından oturur iki bakış ormanından gerilip bir masayı kollar uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından su konuşmaz toplanmaz kuşlar. Ne kazandık yaşamamızdan
VERA'YA Bir ağaç var içimde fidesini getirmişim güneşten. Salınır yaprakları ate§ balıklar gibi yemişleri kuşlar gibi ÖtÜşÜr. Yolcular füzelerden çoktan indi içimdeki yıldıza. Düşümde işittiğim dille konuşuyorlar, komuta, böbürlenme, yalvarıp yakarına yok. İçimde ak bir yol var. Karıncalar buğday taneleriyle bayram çığlıklarıyla kamyonlar gelir geçer ama yasak, geçemez cenaze arabası. İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zaman. Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş, çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil.
Kanun tarafından mahkum edilmiş ve ırkçı baskılar yüzünden eğitim görmemiş bir insanın, kendi hayatının söz konusu olduğu yerde söz sahibi olmaması çok tuhaf bir durumdur. Kanun beyazların kanunudur tabii, onu istedikleri gibi yorumlamak da onların hakkıdır ve zenciler, beyazlar gibi konuşamadıkları için kanun önünde kendilerini savunmaya muktedir değillerdir