selim koç

selim koç
@grabowski
Kanun tarafından mahkum edilmiş ve ırkçı baskılar yüzünden eğitim görmemiş bir insanın, kendi hayatının söz konusu olduğu yerde söz sahibi olmaması çok tuhaf bir durumdur. Kanun beyazların kanunudur tabii, onu istedikleri gibi yorumlamak da onların hakkıdır ve zenciler, beyazlar gibi konuşamadıkları için kanun önünde kendilerini savunmaya muktedir değillerdir
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tefeci-Bezirgânların ideolojisiyse dindir. Çünkü bunlar Ortaçağda kayıtsız şartsız egemen sınıftırlar. O çağların ağır basan ideolojisiyse hep dinler olmuştur. Tefeci-Bezirgânlar tek başlarına egemen oldukları o günlerin özlemi içindedirler hep. O yüzden de dine bir siyasi ideoloji anlamında sıkı sıkıya bağlıdırlar. Dinin, Hz. Muhammed ve Dört Halife döneminde uygulanan; faize şiddetle karşı olmak, kazanılan malın ihtiyaçtan fazlasını dağıtmak gibi insancıl yönleriniyse asla benimseyemezler... Ciddiye almazlar... Söylediğimiz gibi Tefeci-Bezirgânlar yalnızca siyasi ideoloji olarak dini savunurlar. İslamiyet, hep söylediğimiz gibi; birbiriyle çelişik iki dünya görüşünü, toplum biçimini içinde barındırır. Biri insancıl olan yönüdür. Bu, İlkel Komüna-İlkel Sosyalist Toplum biçiminin kurallarının, geleneklerinin savunulduğu yöndür ya da bölümdür. İkincisiyse sınıflı Toplum yani Tefeci-Bezirgân toplum biçiminin kurallarının savunulduğu yön veya bölümdür. Uygulamada, Dört Halife Devri’nin bitimine kadar birinci yön ağır basar. Muaviye’yle birlikteyse ikinci bölüme geçilir. Artık birinci bölüm unutulur veya yok sayılır... Tefeci-Bezirgânlar da İslamiyetin bütünüyle bu ikinci bölümüne tutkundurlar...
Bedrettin eylemini, kentli halka ve ehli sünnete karşı saymak, olayın özüne dokunamamaktır. Siyasal iktidara karşı çıkmak, kentli halka karşı çıkmak anlamına gelmez.Hele, Bedrettin gibi, Kuran'a kesinlikle bağlı, her sorunun çözümünü orada bulmaya çalışan bir kimsenin eylemini, ehl-i sünnete karşı saymak, en azından, olay hakkında hiç düşünmemiş olmak demektir. Cemil Yener de, Bedrettin'i batınİ inançlara yönelik bir kimse olarak düşünüyor. Onun Sünni-Hanefi mezhebinde olduğunu söyleyenlerin, bu kanılarını, Osmanlı kazaskeri olmasına dayanarak ileri sürdüklerini söylüyor. Oysa, Varidat'taki düşüncelerinin batıni inançlara uygun olduğu kanısındadır. Başlangıçtan beri söylediğimiz bir şey var. Bir halk hareketini yürütmek için, batıni olmak gerekmez. Bu iki olay arasında bağ kurmaya kalkmak, Köprülü'nün savını sürdürmek olur. Doğru tavır, Bedrettin olayının ne olup olmadığını anlamaktır. Babai eylemlerini de kırsal kesim halklarının kentli halka saldırısı biçiminde çok soyut, tarihe aykırı bir yorumla yorumlamak da bilimsel tarih anlayışına ters düşen bir öznelliktir. Bedrettin hareketi, bir köylü hareketidir. Bu hareket niçin olmuştur? Bu soruyu yanıtlamak gerekir.
Başlangıçta emniyet aşkına (şehir duvarları içindeki vatandaşları, her zaman dışarıdan gelen kötücül mütecavizlere karşı korumak için) kurulmuş olan şehir, zamanımızda “güvenlikten çok tehlikeyi çağrıştırır hale gelmiştir” der Nan Elin. Postmodern çağımızda, “medyanın yaydığı sonu gelmez tehlike haberlerinin yanı sıra, kilitlenen araba ve ev kapıları, güvenlik sistemleri, ‘kapalı’ ve ‘emniyetli’ cemaatlerin popülerliğinin bütün yaş ve gelir gruplarında artması ve kamusal mekânlarda artan kontrol gösteriyor ki, korku faktörü kesinlikle büyümüştür.”
Tüm benzer yanlarına rağmen, anarşistlerle komünistler arasındaki bağlar 1872'de sonuçlanan 1. Emernasyonal'le birlikte koptu. Sorunun özü ise sosyalizm değil, sosyalizme götürecek araçlar ve devrim sonrası kurulacak devlet veya devletin niteliği ile ilgiliydi. Nitekim Kongre'de anarşistleri eleştiren Engels "Bu beyefendiler daha önce hiç devrim gördüler mi ? Bir devrim öncelikle var olan en otoriter şeydir; nüfusun bir kısmının değerleri üzerinde kendi isteklerini tüfekler, süngüler ve top kullanarak empoze ettiği edimdir."Buna karşı ise Bakunin, genel oy yoluyla bile olsa, toplumun temsilciliğinin devlete verilmesinin, sonuçta azınlığın çoğunluk üzerindeki tahakkümüne dönüşeceğini söyleyerek, devrimci ve sosyalist de olsa bir devlet yapılanmasına karşı olduğunu açıklar.