çık aradan gri, beyazın ecelidir siyah.. philosophical
Yok şiirin iklimi Gök bozuk bir gri topluyor Üzerine alınmayan yarın Çalıntı çayın deminde yüzüyor. Kalemi kırık şairler Ne dese yetmiyor, eksik sözcükleri. Giyotin kuruyor erkenden gece Sıra yıldızlarda yakamozlu denizde Hayalinde zaman şimdiden ay kırpıyor… Ali İhsan Konuklu
Reklam
Yaz nezlesi Yaz gelmesiyle bir de sonuç itibariyle yazmaya başlamak gibi bir sorunum vardı. Kalışlarımın sınıfta kalmakla bir ilgisi olması için bahsi geçen mevzuyu ortaokulda matematikten karnemde iki almak sandığım yıllardan 25 yıl sonrasında 5 günü 24 leri birbirine ekleyerek 116 bulmakla ne kadar çok eklemişim diye düşünmek arasında olmaya benzetişlerim işte onlar asıl karnemi babamdan saklamama sebep olmalıydı. Laletayin düzenle küçük gri kupaya yerleştirdiğim minişli fosforluları postit kutusunun üstünden kim alabilirdi düşüncesiyle boğuşurken hayat bana gülmez edalarıyla son kez adres yanlış yazılan bir faturayı arkadaşıma uzattım ki görsün gerçekte olmayanlar neyle ilgiliydi. Yaptırdıkları yaptıramadığı mutfak tadilatlarına eş değer göstermeyen zatı alilerinin nadide olduğu sanrılarıyla yaşlanan kalıplaşmış merhametli haşlanmış yumurta paketleri saklayıcıları ayakkabı bağlayıcıları ve kuaförlerimizin işlere el atmasın diye umutlandığımız yıllar geride kalmıyordu bir türlü zira her bir umut kırılmaktan eski haline dönemiyordu. Halden anlayan kesim dondurma kestirerek bizle yarışıyorken garipsediğimiz dehlizlerde eflatun saçan duvar ışıklarıyla kapıyı arıyorduk. Sonuçta kapıdan girecek olma korkusu bile rüyadan ter içinde uyanmamıza yetiyordu. Bir süre terli olduğumuzu fark edemiyorduk çünkü evde sular kesik olabilirdi. Derken çok kalbi geniş bir zamanların derman ablası ile karşılaşıyorduk. Mezar taşı üretiminde görevli mermer ustalarının pek uzağında olmayan yakın bir cenahında nefes veren tuhaf bir yaratık bize doğru yaklaşıyordu fakat bu bir uzay aracı olamazdı zira biz uçmuyorduk Sesleri takipte kalıp dar geçitli çopstiklerimizi çöpe atmalı mıydık diye düşünebilmek için videolar izliyorduk. Evde üstüste giydiğimiz hırkalarımız yeni yaz modasına uyum
"Acı çekmek, hayatı gri ve güvenilmez gösterir." — Solaris (1972) / Andrei Tarkovsky
Film
BABAMIN MİRASI
İnce belli bir çay bardağı başucumda kum saati Her kum tanesi ömürden bir gün Yetmiş iki yerden kırılır mı bir gönlün takati Bir öncekinden acımasızsa her dün Katli vaciptir beklenen bu son gün. Bassana bağrına şu yaşlı başımı Parmakların dolaşsın saçlarımda Erkek adam nasıl ağlarmış görsünler Ne fark eder ha altmışında ha otuzunda Hep kadınlar mı ağlayacak erkeklerin omuzunda. Sözün bittiği yerdeyim gözümün önünde yüzün Birkaç damla gözyaşı birkaç tutam hüzün Ne kapanmaz yaraymış, birde zaman her derde devadır derler… Oysa ben arasındayken kapanmış gök ile yerler Sevgiden daha çok şefkata ihtiyacım Başımdan büyük dertlerim, darağacına muhtacım Kendime celladım ben verilecek bir başım Elliyi çoktan aştım ama bir çocuk kadar yaşım. Yırtılsa şu göğsüm her kaburgam bir Havva Sura üflenmeden kapanmaz vallahi bu dava. Hakkım varsa helal olsun, ki ram’dım emrine Bir tek onun sevgisi merhem olurdu derdime Ne sevdiğini söyledi ne başımı okşadı Bir kez olsun aferin deyip, benim ile coşmadı Adam olmaz senden derdi hiçbir gün unutmadım Adam olmadım baba yüzünü karartmadım.
Şiir
Funda'dan...
​Bugün içimde tek bir renk yok; bir tuvale rastgele fırlatılmış boyalar gibi ruhum. Tutkuluyum kırmızı gibi, Dinginim mavi gibi, Neşe ile kaygı, karışığım sarı gibi, Umutluyum yeşil gibi, Gizemliyim mor gibi, Belirsizim gri gibi, Güçlüyüm siyah gibi.
Reklam
Reklam