Kitap hakkında söylenecek çoğu incelemeyi diğer okuyucu sayın okurlar klavyeye almış. Ben daha çok kitabın kendi bünyeme etkisinden bahsedeceğim. Bu etkiden bahsederken içerikten örneklemeler yaptığımı belirteyim ki kitabı okumamış okurlara saygısızlık olmasın.
Kitabı bir günde bitirebilecekken, yani o kadar akıcı ve parça parça olmayan bir mektup, hatırat, günce şeklinde bir bütün olmasına rağmen, 3 günde bitirebildim. Evet, gene; bilmem ki bu kendimi adayamadığım kaçıncı kitap; kendimi kaptırıp gidemedim yollardaydım okumam sırasında.
İlk sayfalarda gayet güzel başladık, "Sayın Zweig'in kitabını okuyorum. Santranç'ın dünyası beni benden kurtarmış, açtığı yelkenler fırtınalarıma liman bulmuştu. Eminim bu kitap da dönüşüm olacak." demiştim ki, sayın baş kahraman yardımcı subayın kaleme aldığı olağanüstü gecenin, niye yazdığını anlatmaya başladıktan sonra neden bilmiyorum boğuldum. Tasvirlerde, anlatıcıda sorun yoktu fakat ne bileyim yakalamayadı beni, dann diye inmedi kelimeler zihnime. Bazıları hariç, ki bu metnimden sonra alıntı da yapacağım (bilhassa sayfa 37 ve 59'dan sonrası). Dediğim gibi, şuan bütün yazdıklarım kişisel.
Birçok okuyucuyu sarsmış ve iz bırakmış olan bir kitabın bende de etki bırakmasını bekledim. Tabiki bazı etkileri oldu, benim beklediğim etkilerin harici de olsa.
Kahramanımızın yaşadığı yanlızlık ve kalabalılık bana hiç yabancı değil. Belki de anlattıkları, yaşamında ona acayip tesiri olmuş o gecesi birçok insanın her günü olduğu için bende extra br uyanışa sebeb olmadı. Biz faniler ve hayat mücadelesi verenler zaten her gün istediğimiz veya istemediğimiz kalabalıklarda, sevdiğimiz veya sevmediğimiz yakınlıklarla oksijen arıyoruz. Kitapta bahsedilen kendi içine sıkışmışlık, artık monotonlukta ve duygusal hisssizlikte tıkanmışlık çoğumuzun