'' - .... Allah aşkına kızımı iyi et...
Biçare kadıncağız hüngür hüngür ağlıyordu. Raci'nin yüzünde hiçbir teessür alameti görülmüyordu. Sami pek şaşkındı. Saf annenin acıklı halini arz edişi onun yüreğini delmişti. Halbuki Raci'de bu inleyişler, bir kaval sesi kadar bile tesir göstermemişti. Sami, hissizliğin bu derecesine karşı, nefretle karışık bir hayret duymaya başladı ve dayanamadı. Raci'ye sert denecek bir dille:
- Eğer aklî dengenden mahrum ve bu yüzden mazeretli olduğunu bilmesem, şu hissizlikten dolayı seni alçaklıkla itham ederdim!
Raci ayağa kalktı... Delilere yakışan bir hararetle cevap verdi:
- Ben, ben mi aklî dengemden mahrum imişim? Be hey divane! Sen aptallar ve alıklar gibi şu hayat faciasının karşısında ezilip kalırken, ben aşkın ne olduğunu, ikilik yok iken bir kimsenin kendi kendini nasıl sevebildiğini düşünüyordum... Düşünüyordum ki; ben, sen, hava, taş, demir hep bir şey iken neden demir ağlamıyor, taş çıldırmıyor, hava yalvarmıyor da insan...[Garip bir kahkaha kopararak] İşte insan sizin gibi delilerle arkadaşlık ederse, ne düşüneceğini bilemez oluyor. Demir ağlamaz, dedim. Kim demiş? Demirle şu kadının ne farkı var...Şu halde ağlayan kim, ağlamayan kim? [Sami'nin kolunu tutup bükerek] Bak, şu kolunu ben büktüm. Lâkin senden başka (biri) olmasa, kolunu kim bükerdi! Halbuki bükülüyor. Niçin? Buna cevap yok!
Neden aşk var, neden sefalet var, neden zevk var, neden kahır var? Niçin, niçin? Cevap yok, değil mi? On beş yaşında bir kız, yirmi yaşında bir delikanlı. Pekâlâ, delikanlı bu kızı alsın, mesut olsunlar. Lâkin hayır. Oğlan attan düşer, kız çıldırır... Niçin? Yine cevap yok. Şimdi bu ihtiyar kadın niye yaşıyor? Benim de hayatımda ne zevk var? Hiç! Böyle iken delikanlı ölür, kız çıldırır. Ben ve ihtiyar kadın yaşarız! Asıl garibi neresinde