Günlerdir satır satır bu eseri okuyorum, oysa 124 Sayfa...Cümleler birbirinin içine bakan aynalar gibi, hem derinliğine yürek yetmiyor, hem de cümlelerden geçmek, ayrılmak hayli güç...
Her sayfayı açarken acaba burada kalemi hangi ahvâlle oynattı Sâmiha Anne diye düşünmeden edemedim. Kendi özel notları olması da, daha çok ihtimam gösterme arzusu uyandırıyor...
Kimbilir okuduğumuz eserlere ne kadar mahçubuz... Kimbilir üzerinden işitmeden geçtiğimiz cümlelere ne kadar çok borçlandık... Tüketirken, eksildik, boşluğun izini sürdük...
Eserin bende bıraktığı lâtif nasihatler;
• Kâlbin nur ile dolsa da ve hattâ etrafına ışıklar saçsa da, mumun yanan ucunda ki o sürekli kararan ve küle dönen noktayı unutma, kâlbinde ki o noktanın varlığını unutursan, ateşin harında ruhunun helâk olması saniyelerin tenezzülüne muhtaçtır.
• Gözyaşı da hasede uğrar, ne tarifsiz bir telkin...Oysa gözyaşımız kurusun, artık yerini tebessüme bıraksın isteriz.Neden gözyaşları gizlenmelidir? Allah için gönlü dolduran, elemiyle, huşusuyla, sevinciyle dupduru bir ırmaktır ve arındırmakla arınır...
• Demek ki insan dua etmeye kalkışmadan da Rabbi ile konuşabiliyor, demek ki her anında tefekkür eden bir mürşidin, her sözü 'Rabbim'le başlayıp, 'Rabbim'le yüceliyor, O'ndan başka menzili, O'dan başka orijin noktası, O'ndan başka seslenişi kalmıyor.
• Dert yok âlemde, insanoğlu lutûfları yontup dert yapıyor. Akıl meselâ, gönlün asası, meşalesidir. Çoğu kez biz o nuru birer yangına çevirip, yaktığımız ruhumuzun toprağına gaflet tohumu serpiyoruz... Netice ise, diğer meşalesi elinde kullara cefadan öteye gitmiyor... Yangın gün be gün büyüse de, sen içini serin tut Sevgili okur... Bu yangın ruhuyla idrak edenlerin ve aklıyla hissedenlerin gözünü bile yormaz...
• Her ne keyfiyette