Mutlu insan, arzularını en dar sınırlara hapsedebilmiş olandır. Arzularını ve beklentilerini sınırlandıran insanın övgüyle de yergiyle de işi yoktur. O kendi içinde zaten tam ve bütündür. Kim olduğunu, ne yaptığını, neden yaptığını zaten biliyordur. İyilik yapıyordur, çünkü akıllı bir insan olarak hayatının yüksek amacının iyilikten başka bir şey olamayacağı kanaatine ulaşmıştır. Varoluş amacını seve seve, içtenlikle, abartıya kaçmadan, mütevazılıkla yerine getirmeye çalışıyordur. Başkasının övgüsüyle ödüllendirilmek de, yergisiyle küçümsenmek de hiçbir şey ifade etmeyecektir. Onda hiçbir anlam uyandırmayacaktır. Mutluluğundan ne bir şey eksilecektir ne de bir ayrıcalık kazanacaktır.
Övüldüğünde daha değerli, övülmediğinde daha az değerli hissetmeyecektir.
"Bir biçimde güzel olan kendi içinde güzeldir zaten ve alacağı bütün övgülerden ziyade kendi içinde tamdır.
Övgü hiçbir şeyi iyi ya da kötü yapmaz.
Herkesin güzel bulduğu şeyler için de geçerlidir bu.
Örneğin sanat eserleri için de.
Gerçekten güzel olanın övgüye ihtiyacı yoktur.
Hakikatin, iyiliğin, mütevazılığın övgüye ihtiyacı mı olur?
Hangisi övüldüğünde iyi olur ya da yerildiğinde değersizleşir? Zümrüt övülmediğinde güzelliğini mi yitirir?
Peki ya altın, çiçek, fidan, kılıç, fildişi ve erguvanlar?"