Çünkü başkasının yazgısıyla ilgili hiçbir konuda neyin iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış olduğuna hükmetmek hiç de kolay değildir. Hatta mümkün bile değildir...
Birinin yanlışına "yanlış” deme cüretini göstermek, cahillikten ileri gelebilir ancak.
Hangi aklın yorumladığı bir yanlıştan söz ediyoruz?
Kendi aklımızın yorumuna dayanarak mı başkasının bir eylemine yanlış diyoruz?
Başkaları da bizim gibi düşündüğü için mi haklı buluyoruz kendimizi?
Bize göre yanlış gibi görünen şey, başkasının doğrusuna dönüştüyse hâlâ ortada bir "yanlış” olduğu söylenebilir mi?
Dolayısıyla her kim her ne yaptıysa onu yaptığı şeyle baş başa bırakmak en doğrusudur. Yargılamadan, yorumlamadan...
"Eğer biri kötülük yapmışsa, kendine yapmıştır zaten. Ama belki kötülük de yapmamıştır, bilemeyiz ki..."
Sonuçlar, kişisel yargılara göre değişir her zaman. Birinden zarar gördüğünü düşünüyorsan, zarar görüyorsundur. Birinin sana zarar verebileceğini düşünüyorsan, bu yargında da yine haklısındır. Zarar görmek ya da görmemek, çok zaman bir yargı meselesidir.
Yaşam kısadır, öbür dünyada hiç kimseye burada devirdiği kitapların sayısı sorulmayacaktır. Bu yüzden, değersiz okumalarla vakit öldürmek akıllıca olmadığı gibi, zararlı bir davranıştır. Bunları söylerken asla kötü kitapları düşünüyor değilim; özellikle vurgulamak istediğim şey, okumanın kalitesidir. Hayatta attığımız her adım, aldığımız her nefes gibi okumalarımızdan da bir şeyler beklemeliyiz; okumaya bir güç harcıyorsak, karşılığında daha zengin bir güce kavuşmak için bunu yapmalı, daha bir bilinçlenmiş olarak yeniden bulabilmek için kendimizi okumalarda yitirmeliyiz. Okuduğumuz her kitap bizim için bir kıvanç, bir teselli, bir güç ya da huzur kaynağı oluşturmuyorsa, edebiyat tarihini bilmenin değeri yoktur. Düşünmelere yer vermeyen dalgın okumalar, güzelim bir kırda gözler bağlı olarak yapılan gezintilere benzer. Kendimizi ve günlük yaşamımızı unutmak amacına da yönelik olmamalıdır okumamız, tersine daha bir bilinçlilik ve olgunlukla yaşamımıza sımsıkı sarılabilmek için okumalıyız