(Bence: Storytelde var ama sadece dinleyerek anlaşılacak bir kitap değil kitap ya da pdfte elinizde olmalı, edebiyat lezzeti çok yoğun vermek istediği mesajlar çok yoğun biraz sabır gerektiren bir kitap bu kitabı okumak için biraz pişmek gerekiyor o yüzden 30 yaş üstüne tavsiye ederim.)
Orlando’nun üç yüz yıl boyunca yaşayıp bir noktada kadınlığa geçmesi, ilk bakışta okurda bambaşka bir beklenti yaratabilir: Acaba bunu gizleyecek mi, kimler fark edecek, kimler şaşıracak fantastik bir kitap mı? Oysa Woolf bu sorularla bilinçli olarak ilgilenmez. Orlando’nun kadın oluşu neredeyse herkes tarafından olağan karşılanır; ne bir skandal çıkar ne de büyük bir açıklama yapılır. Çünkü Orlando’nun meselesi dönüşümün kendisi değil, dönüşümden sonra aynı kişinin başına gelenlerdir. Woolf, okurun merakını biyolojik bir mucizeye değil, toplumsal adaletsizliğe yönlendirir.
Bu dönüşümün elçi olarak gittiği İstanbul’da gerçekleşmesi ise (as bayrakları as) romanın en isabetli hamlelerinden biridir. İstanbul, Doğu ile Batı arasında duran, sınırların bulanıklaştığı bir eşik mekân olarak kurgulanır. Woolf için burası ne tamamen Batı’nın katı hukuk ve kimlik düzenine ne de tek bir tanıma ait bir yerdir. Tam da bu yüzden Orlando’nun cinsiyet gibi sabit kabul edilen bir kimliği burada çözülür. İngiltere’de gerçekleşseydi büyük ihtimalle bastırılacak, açıklanmaya zorlanacak bu dönüşüm; İstanbul’da sessizce olur ve normalleşir. Bu, Woolf’un “asıl mesele burada değil” demesinin mekânsal karşılığı gibidir.
Dönüşümden sonra asıl sarsıcı olan şudur: Orlando’nun fikirleri, zekâsı, hayal gücü ve benliği tamamen aynı kalmasına rağmen, toplum onu bir anda başka bir yere koyar. Erkekken doğal ve meşru olan her şey, kadınken sorgulanır hâle gelir. Bir zamanlar mirasın sahibi olan Orlando, artık mülkü