“Vefatının ardından Kemalpaşazade‘nin mersiyesinde ifade ettiği gibi, ömrü ikindi güneşi gibi kısa sürmüştü ama gölgesi uzun olmuştu”
Şems-i asr idi asırda şemsin
Zıll-ı memdûd olur zamanı kasîr.”
Kemanı ile herkesi büyüleyen Hüseyin Kenan ve mahzunluğu ile herkesi kendisine aşık eden Lamia’nın aşkına tanıklık ediyoruz.
Hüseyin Kenan’ın küçükken yaşadığı hayattan dolayı kendisine hiçbir şeyi tam anlamıyla layık görmeyişine ve bu sebeple hatalar yapmasına anlam verebiliyorum. Ancak Lamia’nın en baştan itibaren yaptığı şeylere bir türlü anlam veremedim. Hüseyin Kenan’ı sevmesine rağmen gurur yaparak savrulan bir yaprak misali bir oraya bir buraya gidip durdu ama hiçbir yerde tutanamadı.
Kitabı klasik aşk klişelerinden yola çıkarak çıkarımlarda yaparak okudum ama Reşat Nuri her zamanki gibi beni fazlasıyla şaşırttı. Bir sonraki adımda hep şaşırdım ve olaylar beklenmedik şekilde ilerledi. Özellikle sonu… Mutlu bir sonla noktalandırır diye beklerken resmen şok oldum. Reşat Nuri’den okuduğum üçüncü kitaptı. Artık fazlasıyla eminim ki Reşat Nuri’nin kalemini çok seviyorum.