Kemanı ile herkesi büyüleyen Hüseyin Kenan ve mahzunluğu ile herkesi kendisine aşık eden Lamia’nın aşkına tanıklık ediyoruz.
Hüseyin Kenan’ın küçükken yaşadığı hayattan dolayı kendisine hiçbir şeyi tam anlamıyla layık görmeyişine ve bu sebeple hatalar yapmasına anlam verebiliyorum. Ancak Lamia’nın en baştan itibaren yaptığı şeylere bir türlü anlam veremedim. Hüseyin Kenan’ı sevmesine rağmen gurur yaparak savrulan bir yaprak misali bir oraya bir buraya gidip durdu ama hiçbir yerde tutanamadı.
Kitabı klasik aşk klişelerinden yola çıkarak çıkarımlarda yaparak okudum ama Reşat Nuri her zamanki gibi beni fazlasıyla şaşırttı. Bir sonraki adımda hep şaşırdım ve olaylar beklenmedik şekilde ilerledi. Özellikle sonu… Mutlu bir sonla noktalandırır diye beklerken resmen şok oldum. Reşat Nuri’den okuduğum üçüncü kitaptı. Artık fazlasıyla eminim ki Reşat Nuri’nin kalemini çok seviyorum.
Siyah küçük bir defterde yazılı şifreli notların tek tek irdelendiği, heyecanlı bir kaçış serüveninin bulunduğu, zekice nüanslarla dolu heyecanlı ve sürükleyici bir polisiye romandı. Bir sonraki hamle hep şaşırtan cinstendi.
Otuz Dokuz BasamakJohn Buchan · İş Bankası Kültür Yayınları · 20211,693 okunma
Tarihi olarak her şeyini bildiğimiz ve merakla araştırdığımız İstanbul’un işgali sürecine dair İstanbul’un sosyal durumunu hiç okumadığımı fark ettim. Esasında Necdet ile Leyla’nın yozlaşmış bir dönemdeki aşkından yola çıkan kitap, o dönemin sosyal yaşantısını çok iyi bir şekilde ortaya koyuyor. Fakat kitapta yer alan aşk üçgenlerini hatta beşgenlerini okurken dahi içim sıkıldı. Sodom ve Gomore isminin ne kadar uygun olduğunu kitabı okuyunca net bir şekilde anlayabiliyorsunuz.
Necdet ve Leyla ilişkisine gelince ikisi de aşk insanı olmadıklarını ortaya koydular. Yazarın deyimiyle “Bir defa affeden aşık artık durmadan affetmeye mahkumdur.” Belki de Necdet’in bu kadar geri planda kalmaması ve her şeyi affetmemesi gerekirdi. Ama kitapta aşka dair öyle derin analizler vardı ki tarihi bir döneme ışık tutan bir kitap olmaktan çıkarıp aşka dair derin analizler gerçekleştiren bir kitap kategorisine dahi sokulabilir.
Victor Hugo’dan okuduğum ilk eser. Yazarın stiline kitap boyunca alışamadım. Hikayeyi kesip birdenbire araya bilgiler sıkıştırması kitaba tam anlamıyla odaklanmamın önüne geçti. Kitap ismi Notre Dame’ın Kamburu olduğundan ana karakterin bu sıfata sahip olan Quasimodo olduğunu düşünmüştüm ama Quasimodo’dan çok çok az bahsedilmişti. Quasimodo’nun Esmeralda’ya olan aşkı hakkında daha fazla şey okumak isterdim. Kitaptaki olay tamamen, rahibin kıza olan takıntısı ve kızın subaya olan aşkından ibaretti. Çok büyük umutlarla ve hevesle başladığım kitap, beni hiç tatmin etmedi ne yazık ki.
Enfes bir kitap, edebi zevki her bir cümlede hissedebildiğim muhteşem bir eser. Bir sonraki sayfanın tahmin bile edilemediği, sürprizlerle solu bir kitap. Bayıldım. Dorian Gray’in bencilliği karşısında şaşkına döndüm. Basil Hallward için ise çok üzüldüm, hiçbir kötü niyete sahip olmamasına rağmen kötülüğün ta kendisi tarafından veda etti. Bu da ne yazık ki hayatın kaçınılmaz sonu.