Bu ülkede, 1931 yılında büyük bir fâcia yaşandı. “Câhil bir komisyon ve gafil bir defterdar”ın ön ayak olmasıyla Osmanlı arşivlerinin Bulgarlara satılmasına karar verildi. Muallim Cevdet, bu fâciayla ilgili haberi, 4 Haziran 1931 târihli Son Posta gazetesinde okuyunca çılgına döndü. Haberin ayrıntılarını ise, meşhur târihçilerimizden İbrâhim Hakkı Konyalı veriyordu. Bu, gerçekten göz yaşartıcı bir tabloydu. Koridorlar harman hâlinde yayılmış kâğıtlarla, her biri altın değerinde belgelerle doluydu. Ortaya yüzlerce torba kâğıt tomarı yığılmıştı. Son derece kiymetli vesikalar, defterler göze çarpıyordu. Yerlerde saçılı duran kâğıtların içinde yaldızlı mecmua parçaları; Silistre, Varna, Tuna vilâyetlerine âit kalelerin tâmirine, zeamet, tımar vesikrlarına, ulûfenâmelere, mutfak masraflarına, vakıfnâmelere dâir birçok târihi mülknâmeler vardı. Bunlar rastgele kağıt parçaları değildi. Yerlerine konması mümkün olmayan son derece değerli târihî eserlerdi.
Bu kitap yorumunu Instagram'daki "alintilarlayasiyorum" profilimde de okuyabilirsiniz: instagram.com/p/C5loYitt-Vf
Her yaşa hitap eden, akıcı ve hayatını baştan aşağı sorgulayabileceğin bir kitap mı arıyorsun? İşte o kitap: Martin Eden!
Bu incelemeye yorum yazan bütün okurlara bir kitap önerisi hediye ettim. Yeni kitap önerileri için bu incelemenin yorumlar kısmına bakabilirsiniz.
Martin Eden'ı bugüne kadar okumadığımdan dolayı çok utanıyordum. Kitaplığımın bir köşesinden bana bakan bu kitabı okumak için doğru zamanın gelmesi gerektiğini biliyordum. Bu yüzden bir kitabı doğru zamanda okumanın önemine inananlardanım.
Bu kitap aslında başlı başına bir bilgi felsefesi kitabı gibi. Hakiki bilgiyi nereden ve nasıl keşfedeceğimize dair bir serüven. Bir nevi modern bir Odysseia destanı. Martin'in inişlerini ve çıkışlarını okumak o kadar keyifliydi ki, kendi hayatımdan da pek çok benzer nokta buldum onu okurken.
Martin Eden, 0'dan zirveye giden bir başarı hikâyesi aslında. Bu hayatta hiçbir şey bilmesek bile farklı alanlarda pek çok kitap okuyarak kâmil bir insan olmaya erişebileceğimizin kanıtı adeta. Bu yüzden kitap okumanın önemini küçümsemeye çalışan insanlara Martin Eden kitabını önerebilirsiniz.
Bu kitabı okurken Martin'in istekleriyle toplumun beklentilerinin çelişmesi benim aklıma hep Engin Geçtan'ın İnsan Olmak kitabını getirdi. Çünkü gittiğimiz işlerin çoğu bizim esas istediğimiz benliğin arayışlarına uymayan işler. Bu yüzden Engin Geçtan'ın dediği gibi toplumun içine çıktığımızda bize dayatılan rol benliklerle birlikte yürümek zorunda bırakılıyoruz.
Martin’i o kadar iyi anlıyorum ki, onun başkaldırısı sadece yaşadığı topluma karşı değil. Açgözlü patronlara. Yozlaşmış iş dünyasına. Sonu gelmeyen beklentilere. Aşkın ailelerce istenen taleplerine. Hayatın bitmek