Kehf Suresi 109. Ayet/16. Cüz
قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَاداً لِكَلِمَاتِ رَبّ۪ي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ اَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبّ۪ي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِه۪ مَدَداً
De ki: “Rabbimin sözleri için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar mürekkep ilâve etseydik dahi Rabbimin sözleri bitmeden önce mutlaka deniz tükenirdi.”
"Seni ne zaman gömdüler?"
"On sekiz yıl önce."
"Yeniden dirilmekten umudunu yitirmiş miydin?"
"Evet...Hem de yıllar önce."
"Yaşamak istiyorsun değil mi?"
"Bilmem ki."
Sevgili Dost;
Artık sona ermeliydi zarfların bu daveti. Kalamazdım daha fazla. İzin istedim, kalktım, gidecekken ayağım bir cümleye takıldı. Zarfın birinden düşmüş olacak,
"Ölüm de bir özlemdir aslında".
"Ey Ali! Sen hicret gecesi Peygamber'in yatağına yattığında, Mekke'nin en iyi kılıç kullanan adamları evin önünde bekliyorlardı. Sen onların konuşmalarını, kılıçlarının ve mızraklarının seslerini duyuyordun. Allah aşkına söyle! O gece nasıl uyuyabildin?"
Hz. Ali bu soruya şöyle cevap verecekti: "Vallahi, şu an elli küsür yaşındayım; halen o geceki uykuyu arıyorum."