Puan vermedi·56 syf.··
2026 332. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 22:17
Bazı kitaplar vardır;inceliği ile göz korkutmaz ama bıraktığı hissin derinliği sayfalarca süren romanlara taş çıkartır.Yazarın bu zarif eseri tam olarak öyleydi benim için. Elime almamla, o son sayfayı çevirmem bir oldu. Yanımdaki bir fincan kahvenin ya da bitki çayının sıcaklığı eşliğinde, adeta tek bir solukta akıp gitti zaman. Hikaye, Paris’in loş ve kalabalık bir sokağında, hayatın erken yaşta yükünü omuzlamış küçük bir çocuk olan Momo ile mahallenin Arap bakkalı Mösyö İbrahim’in yollarının kesişmesini anlatıyor. Ama bu sadece iki farklı insanın karşılaşması değil; yalnızlığın, bilgeliğin, dostluğun ve önyargısız sevginin hikayesi. Çok samimi idi. Mösyö İbrahim... Sokağın köşesinde, dükkanında sessizce oturan ama dünyaya ve insana dair her şeyi o dingin bakışlarında taşıyan o muazzam karakter. Momo’ya sadece hayatta kalmayı değil; gülümsemeyi, affetmeyi, paranın satın alamayacağı o gerçek zenginliği öğretirken aslında okuyucuya da çok nazik bir ayna tutuyor. Kuran’ın çiçekleri arasından süzülüp gelen o bilgece felsefe, hiçbir dogmaya takılmadan, sadece "insan" olmanın ve sevmenin dilini konuşuyor. “Gülümsemek mutluluk getirir Momo, mutlu olduğun için gülümsemezsin." Kitap bittiğinde, içimde hem buruk bir hüzün hem de çok eski ve güvenli bir dosta sarılmışım gibi bir huzur kaldı. Bazen uzatmadan kısa ve öz kitaplar vardır bende yerleri her daim ayrıdır. Hayatın koşturmacası ve gürültüsü arasında, insanlığa dair umudunuzu tazelemek, ruhunuza sakin bir mola verdirmek isterseniz bu kitaba mutlaka bir şans verin. Bir oturuşta bitecek ama kalbinizdeki yankısı çok uzun süre devam edecek. Keyifli okumalar dilerim.
İnceleme
Mösyö İbrahim ve Kuran'ın ÇiçekleriEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20246,3bin okunma
Puan vermedi·230 syf.··
2026 5. kitabı
·
47 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 13:59
Sonunda bitirdim. Farkındalık kazandıran kişisel gelişim kitabı niteliğinde güzel bir kitaptı. Tek seferde değilde duraksayarak okunmasını özümsenerek ilerlenmesini tavsiye ederim. Aldığım bir iki not: • Her gün uyumadan önceki son on dakika, uykunun kalitesini doğrudan etkiler. Aynı şekilde, uyandıktan sonraki ilk on dakika da günün geri kalanının nasıl geçeceğini belirler. Bu yüzden gece yatmadan önce o gün yaptıklarını gözden geçirmek, sabah ise yapacaklarını zihninde netleştirmek hayat kalitesini artıran önemli bir alışkanlıktır. • Gülmek bir lüks değil, ihtiyaçtır. Her gün kendine küçük de olsa bir gülümseme alanı açmak ruh halini olumlu yönde etkiler. Hiçbir sebep yokmuş gibi hissetsen bile aynaya bakıp gülümsemek bile iyi hissetmek için yeterli olabilir. • Sabah erken kalkıp kısa bir yürüyüş yapmak, çoğu zaman fazladan uyumaktan daha faydalıdır. Güne hareketle başlamak hem bedeni hem de zihni canlandırır. • Kitapta yer alan etkileyici benzetmelerden biri de bisiklet tekerleği üzerinden yapılır: Bir lastik doğru şekilde şişirildiğinde seni istediğin yere kolayca götürebilir. Ancak küçük sızıntılar varsa zamanla iner ve yolculuk yarıda kalır. Zihin de aynı şekilde çalışır. Kaygılar ve gereksiz düşünceler, tıpkı o lastikten kaçan hava gibi zihinsel enerjiyi tüketir. Bunun sonucunda yaratıcılık, iyimserlik ve motivasyon giderek azalır; kişi kendini tükenmiş hisseder. Esma 04 Ferrari'sini Satan Bilge Robin Sharma
Ferrari'sini Satan BilgeRobin Sharma · Pegasus Yayınları · 201223,6bin okunma
Reklam
Sevgili Tanrı, bana bu kitabı okuttuğun için sana teşekkür ederim
10/10
·72 syf.··
Beğendi
·
2026 71. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 17:18
Bu kitap sadece bir "hasta çocuk" hikayesi değil; varoluşun, zamanın ve kabullenişin en yalın manifestosu. Kitapta beni en çok sarsan şey, yetişkinlerin dünyasındaki o aciz korkaklık oldu. Oscar’ın lösemi hastası olduğunu bilen doktorlar ve ebeveynleri, ölümün gölgesinden kaçmak için maskeler takarken; gerçeği Oscar’ın yüzüne bir tokat gibi çarpmayan ama ondan gizlemeyen tek kişi Pembeli Melek (Mamie-Rose) oluyor. Pembeli Melek’in icat ettiği "her günü 10 yıl sayma" oyunu, edebi açıdan muazzam bir metafor. Oscar’ın 12 günde ergenlik sancılarını, aşkı, evliliği, orta yaş krizlerini ve nihayetinde yaşlılığın getirdiği o dingin bilgeliği yaşamasını okumak büyüleyiciydi. Yazar, zamanın biyolojik bir akıştan ibaret olmadığını, asıl meselenin o ana ne kadar "anlam" sığdırdığımız olduğunu muazzam bir hafiflikle anlatıyor. Ve Oscar’ın Tanrı’ya yazdığı mektuplar, sığınacak bir liman arayışından ziyade, yaşamla girilen bir hesaplaşma gibi. İçinde ne bir dinsel dogma ne de sahte bir teslimiyet var. Sadece bir çocuğun en yalın haliyle yönelttiği sorular, öfkeler ve en nihayetinde bulduğu o içsel huzur var. "Her gün dünyaya sanki ilk kez görüyormuşsun gibi bak!" öğretisi, kitabın kalbime kazınan en büyük cümlesi oldu. Bu kitap, acıdan beslenen bir edebiyat yapmıyor; aksine acının içindeki o kaçınılmaz güzelliği ve yaşam mucizesini doğuruyor. Ağlamak ile gülümsemek arasındaki o ince çizgide yürürken, kendi hayatımın "10 yıllık" dilimlerini nasıl harcadığımı sorguladım. Oscar ve Pembeli Melek, kütüphanemin bir köşesinde değil, bundan sonra hayata baktığım her pencerede benimle yaşayacak
Alıntı
Oscar ve Pembeli MeleğiEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 2026668 okunma
8/10
·128 syf.··
2026 71. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 21:26
Çocuk, Köstebek, Tilki ve At’ı alıp bazen-ekseriyetle üzgünken- çizimlerine öylece bakmak, bakmak, bakmak isterdim; ancak kitabevinde fiyatını öğrenince onu sakince yerine bıraktım:) ve e-kitap olarak okumaya karar verdim. Aslında daha etraflı bir hikâye beklerken, olay örgüsü, kurgu ya da sürükleyici bir anlatı barındırmayan, bolca çizimlerden oluşan bir kitapla karşılaşınca bir miktar şaşırdım. Kısa, düşündürücü tatlış özlü sözlerden ve sıcacık çizimlerden oluşuyor. Bu yüzden de çarçabuk bitti. Benim için hayatımı değiştiren bir kitap olmamakla birlikte insanın zaman zaman kafa dağıtmak, bazı cümleleri üzerinde düşünmek ve çizimlerine bakıp gülümsemek isteyeceği türden samimi bir ekitap oldu. Özellikle yorucu dönemde kısa bir nefes alma hissiyatı vermesi açısından hoşuma gitti.
Alıntı
Çocuk, Köstebek, Tilki ve AtCharlie Mackesy · Mundi Yayınevi · 20215,7bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 75. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 18:57
Bazı notlarım aşağıdaki gibidir: İntihar ürünleri temin ve tedarik eden dükkan sahipleri de intiharı düşünür ancak aileden birinin intiharı halinde hizmet akamete uğrayacaktır dolayısıyla intihar bu aile için düşünülemez ve tatbik edilemez bir eylemdir. "Ölümünüzü başaracaksınız..." Başarılabilecek son şey ölümdür insan için...ancak İngilizce'de örneğin ölmek de doğmak gibi "passive", yani edilgen bir eylemdir. İngilizce yazılan incelemelere baktığımda kaosa sürüklenmiş dünyada insanların intiharı bir çıkış yolu olarak benimsemeleri ne atıf yapıldığını gördüm. İntihar kelimesinin özellikle tercih edildiğini çünkü ölüm ile intihar arkasındaki sınırın insan iradesine bağlandığını, hayatında hiçbir şeyi başaramamış insana bir başarı alanı tanındığını görmemek kabil değildi. deliberate killing of oneself," from Modern Latin suicidium "suicide," from Latin sui "of oneself" (genitive of se "self"), from PIE *s(u)w-o- "one's own," from root *s(w)e- (see idiom) + -cidium "a killing," from caedere "to slay" (from PIE root *kae-id- "to strike"). Etimolojik sözlükte karışma çıkan ilk açıklama bu. İnsanın belirli bir kasıt ile kendini öldürmesi. (Bir mesaj bırakmak, güçlü olduğunu ispatlamak vb) Kelime kökünde saklı bir 'kendilik' var. İntihar kişinin kendisine yönelik bir eylemi ve bunu kazaen değil kasten yapması gerekiyor. Yani irade şart. Satırları aşağı kaydırdıkça 'sane" kelimesi ile karşılaşıyorum. Akıl...insane ise delilik...demek ki aklın yerinde olması gerekiyor bu eylemin gerçekleştiği sırada. Diğer yandan 'commit suicide' şeklinde kullanılıyor kelime, yani uygulanıyor, gerçekleştiriliyor... (Bir paragraf 'çünkü' ile başlamaz ama...) Çünkü terminolojide intihar ve intihara teşebbüs ayrı ayrı ele alınıyor. İngilizce inceleme yazısında da başarıya ulaşamayan
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,6bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 12. kitabı
Roma Tatili (When in Rome serisinin ilk kitabı). Sarah Adams’la ilk kez bu kitapta tanıştım ve açıkçası daha ilk sayfalardan verdiği atmosfer kendini belli ediyor, tatlı, rahat okunan, insanın üstüne yük bindirmeyen bir romantik komedi. Amelia, dışarıdan bakınca her şeye sahip gibi görünen bir pop yıldızı ama aslında bayağı yorulmuş ve kendi hayatının kontrolünü kaybetmiş biri. Bir noktada iyice sıkılıp ben kaçıyorum diyerek kendine bir kaçış planı yapıyor. En sevdiği film olan Audrey Hepburn’ün Roma da Tatil film’inden ilham alıyor ve İtalya’ya gidemeyeceği için bunun daha mütevazı versiyonunu seçiyor. Roma Kentucky adlı küçük bir kasaba Tabii romantik komedi evreni devreye giriyor… Arabası bozuluyor ve kendini bir anda küçük kasabada mahsur buluyor.Orada karşısına Noah çıkıyor. Noah tam anlamıyla huysuz ama içi pamuk erkek karakterlerden. Sessiz, düzenli, kendi dünyasında yaşayan biri. Kasaba da Turta Dükkanı var. Amelia ise onun hayatına resmen renkli bir kaos gibi düşüyor İkili arasındaki çekim ve atışmalar kitabın en keyifli kısmıydı. Küçük kasaba atmosferi de çok hoştu. Herkesin birbirini tanıdığı, sıcak ve sakin bir dünya… Okurken bir süre burada yaşasam fena olmazdı dedirten türden. Ama çok net söyleyeyim: bu kitap büyük dramatik olaylar, şaşırtıcı twistler ya da yoğun duygusal çöküşler sunmuyor. Daha çok rahatlatan, akıp giden, güvenli bir romantik komedi. Ben keyif aldım mı? Evet. Hayatımı değiştirdi mi? Hayır Ama bazen tam da böyle kitaplar lazım, kafa boşaltmak, gülümsemek ve iyi hissettiren bir şeyler okumak için ideal.
Roma TatiliSarah Adams · Go! Kitap · 2024365 okunma
Reklam
Reklam