Gülümsemek kötü bir şey değil .Ama gerçekten ,içten gelerek gülümsemek...Bir meydan okumadır hayata. Ölüme ve haksızlıkları... Bak dünya, her şeyimi almadın benden demek. Gülümseyebildiğin için mutlu olmalısın.
Saat dokuza çeyrek var. Artık müdürle kapıda karşılaşmaları olanaksız. İmza defteri de çoktan kaldırılmış olacak o daireye gittiğinde. Haşmet Hanım'ın karşısına dikilmesi gerekecek. Çizgi gibi incecik kaşları -kaşlarının yolunan yerleri hep kasap dükkanlarındaki iyi temizlenmemiş paket tavukları anımsatıyordu Recai Bey'e- ve ne kadar çok ruj sürse de büyütemediği incecik dudaklarıyla, karaya çalan sarı suratı, diplerinden akları fırlamış kıvır kıvır boyalı sarı saçlarıyla Haşmet Hanım, onu karşısında görmekten mutluluk duyacaktır.
"Ah ah ah.. Yine feneri nerde söndürdünüz Recai Bey?"
Suçlu suçlu gülümsemek zorunda. Bir gün, o ansızın patlayan karayel gibi öfkesi yükselip, suratının orta yerine tokadını indirinceye kadar. Er geç olacak bu.
"Tek başına olmak zor değil mi peki?"
-Tek başıma değilim ki. Bunu biraz yolda anladım galiba. Mesela şu anda siz varsınız. Hayatı hayatı demeyeyim de hayat büyük bir kelime, anları diyeyim, evet, anları paylaşacak birini bulmak zor değilmiş. Biraz gulümsemek yetiyormuş. Gulümsemene karşılık veren, sana yarenlik edecek güzel insanlar çıkıyormuş illaki yoluna."