"Mahzun gönül! Sükût et! Güneş bulutlar arasında da neşr-i envar eder. Şikâyeti bırak! Senin bahtın da herkesin bahtı gibidir: Her hayatta fırtına saatleri, kederli, mazlum günler olmak gerek!"
Mücadeleden korkmuyordu; İngilizlerle döğüştüğü gibi sefaletle de boğuşabilirdi; en uzak fırsatları sezecek kadar hassasiyeti vardı. Fakat.. belki de, bu didişmelerin sonunda, hayat kavgasından mükemmel bir dayak yiyerek çıkacaktı.
Ömrümün yokuşunu tırmandıkça hava seyreliyor, serinliyor, soğuyor. Tıpkı bazı sevdiklerim ve beni sevenler gibi. Zirveye ulaştıkça takip ettiğim yollar parçalanıyor, daralıyor ve çıkmaza giriyor. Yollarımı sis ve duman kaplıyor. Uzaklarda kalmış dönek gençliğim artık koşmuyor imdadına ihtiyarlığımın, sarmıyor yaralarımı, duymuyor feryadımı! Gökyüzü bulutlarla kaplanınca gölgeler de kaybolur ya! İşte tıpkı öyle kayboluyor dostlar. Bu da keder serpiyor gönlüme. Şaşırıyorum, sendeliyorum. Fikir yüküm ağırlaşıyor...