Devlet savaş açmış. Düşman sınırda şehitlerimizin kemiklerini, topraklarım çiğnemeye çalışıyor. Nasıl olur!
Düşmanın silahı vatana çevrilsin de karşısında önce benim göğsümü bulmasın? Nasıl olur! Vatan tehlikede olsun da ben evimde rahat oturayım! Nasıl olur! Devlet yerinden oynasın da ben mıhlanmış gibi burada kalayım! Nasıl olur! Bugün vatan sevgisi her şeyden kutsal olsun da ben yalnız senin aşkınla uğraşayım? Nasıl olur!
Dünyada her şeyin ilerlediğini bilirken ben niçin babamdan, atalarımdan geri kalayım? Vatan! Vatan!.. Vatan tehlikede diyorum! işitmiyor musun?
Beni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah besliyor, vatan için besliyor! Ben doğduğum zaman açtım. Vatan karnımı doyurdu. Çıplaktım, vatan sayesinde giyindim. Vatanımın nimeti kemiklerimde duruyor. Vücudum vatanın toprağından, nefesim vatanın havasından... Ben şimdi vatan için ölmeyeceksem, niçin doğdum? Ben adam değil miyim? Görevim yok mu? .. Vatanımı sevmeyeyim mi?
Ah, vatanını sevmeyen adamdan nasıl aşk beklersin?
Hayat ne kadar da hayret verici şeylerle doluymuş. Birkaç gün önce yanımda biri ağlasa, mutluluk gözyaşları döküyor sanırdım. Bugün, duyduğum kahkahalar bile kulağıma yasmış gibi geliyor!
Benim gönlüm öyle büyük büyük duygulara nasıl dayansın? Benim beynim öyle geniş geniş düşüncelere nasıl tahammül etsin?
Yüreğim ne kadar çok çarpıyor! Sanki göğsümü yerinden koparacak da dışarı fırlayacak ... Beynim ne kadar sıkılıyor! Sanki başımı parçalayıp etrafa dağılacak ...
Sirkat çoğalıp lafz-ı sadakat modalandı.
Namus tamam oldu. Sohbet yeni çıktı.
Sadıkları tahrik ile red, kaide oldu,
Hırsızlara ikram ve inayet yeni çıktı.
Hak söyleyen evvel dahi menfur idi gerçi,
Hainlere ama ki riayet yeni çıktı.
"Hırsızlık çoğalıp sadakat (doğruluk) lafı moda haline geldi.
Namus tamam oldu (bitti). Sohbet (laf ebeliği) yeni çıktı.
Doğru kişileri hakaret ederek dışlamak kural oldu.
Hırsızlara ikramda bulunmak ve yardım etmek yeni çıktı.
Doğru konuşan eskiden de sevilmezdi gerçi,
Amma hainlere saygılı davranmak yeni çıktı."
Zaafın en son derecesi. Ölüm, sağken ölüm.
Aa...h, böyle zamanlarda cisim yoktur. Kâinat simsiyah olur, göz ve kulak işlemez, ışık yerine macun gibi uzanıp kısalan garip, müphem, silik parıltılar, ses yerine, bir kubbeye vuran rüzgârın uğultusu kaim olur. Fakat vücudun bu derin bataeti içinde, ruh, kazanını patlatmış bir buhar vüsati kazanarak en uzak maziden en uzak atiye kadar uzanır, sayısız hatıralarla sayısız arzular şuura fırlar, saniyede milyonlarca his, asabın üzerinde bir yıldırım hızıyla kayıp gider. Bunları ifade imkânsızdır, imkânsız!..
Sayfa 137 - bataet: Yavaşlık, ağırlık, ağır davranma.·Kitabı okudu