”acı çekmek ne demekmiş şimdi anlıyordum. acı çekmek bayılana kadar dayak yemek değildi. ayaktaki cam kesiğine dikiş attırmak değildi. asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan bir şeydi. kolları dermansız bırakan, yatakta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.”
"yatağımın karşısında bir pencere var. odanın duvarları bomboş. nasıl yaşadım on yıl bu evde? bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? ben ne yaptım? kimse de uyarmadı beni. işte sonunda anlamsız biri oldum. işte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım."