Benim için şimdiye kadar tüm seneler hüzün yılıydı, mevsimlerden ayrılık, günlerden ıstırap. Saat son ayrılışı vuruyordu. Öfkeme, derdime, sitemlerime ve seviyesizliğime yaktı karanlık o göz kamaştırıcı ışığını. Kaptı kalemi ve uzattı elime, bağırdı bana, "Hadi sen de nazire yap o zaman geçmişteki cahilliğine" dedi. Sustukça yazıyordum. Yazdıkça susuyordum. Susuyordum ! Konuşmaya susuyordum bazen. Yazdıkça susuzluğum gidiyordu. Lakin ne kadar daha tahammül ederdi kağıt ve kalem bana?
Yılan, şahini bir türlü anlayamamaktadır. "Niçin bu tozun toprağın içinde karanlıkta kalmıyorsun da göklerde süzülüp cennete uçmaya niyetleniyorsun? " diye sorar ona. "Seni orada bekleyen tehlikeleri, pusuya yatmış olan gerilimleri ve fırtınaları bilmiyor musun, seni avlayıp hayatına son verecek olan avcının silahını görmüyor musun? " Fakat şahin, yılanın söylediklerini iplemez. Kanatlarını çırpar ve gökyüzüne doğru yükselir, cennete doğru uçtukça zafer şarkıları söylediği duyulmaktadır. Günlerden bir gün yılan şahini yerde görür; kalbinden akan kanlarla yere serilmiştir. Yılan, "Seni sersem, seni uyarmıştım," der hemen ona, "sana burada, karanlıkta, tozun toprağın içinde güvenlikte kalmam söylemiştim; kimse sana zarar veremez di burada." Şahinse, son nefesini verirken söyler söyleyeceğini: "Ben semaya çıktım, göz kamaştırıcı tepelerin üstünden uçtum, ışığa baktım, yaşadım, hayatımı yaşadım ! "
Bütün bunlar herkesin gözü önünde oluyor. Sizler ve bizler, sıradan yurttaşlarız. Olup bitenlere içimiz kan ağlıyor, acı duyuyoruz. Ya devleti yönetenler, en cafcaflı kartvizitlerin arkasından hüküm sürenler, bu cinayet salgını karşısında, nasıl vicdan huzuru içinde görev yapıyorlar!..
Kendi oğulları, kızları, okullarının önünde bir kahvede otururlarken, saatli bombalarla öldürülmek istenirse, ne yaparlar acaba? İçlerinden bir tanesi bir devlet görevlisi, bilemediniz bir Bakan çıkıp:
- Hayır beyler, bu sorumluluğu paylaşamam, diyemiyor. Gelsin kırmızı plakalı arabalar, parti grupları, parlamento kapısında selam duran polisler, yürüyünce önünde açılan kapılar ve iliklenen düğmeler... Değer mi, değer mi bütün bunlara?
Yaşadığımız bunalım, sol partiler için bir yol ayrımıdır. Ya sol görüntüye rağmen düzenin bir parçası olursunuz ya da kitlelere, geniş halk yığınlarına düzene karşı olduğunuzu, düzeni değiştirme olanaklarına sahip bulunduğunuzu kanıtlarsınız.
Yoksa düzenin acımasız çarkları, partilerin çatılarını ezer geçer...
” Kadınlarımızı yok sayarak, evlere kapatarak onların ışığından, yeteneklerinden, ilhamlarından yararlanamadığımız için mi acaba toplum olarak eksik kalmıştık? “