Kuantum çağı ve idrakin hicreti !
"Kuantum fiziği çıktı mertlik bozuldu mu?" Her şeyin olabilirlik düzlemine dahil olması, insanı zihin ve felsefe dünyasında reform yapmaya mecbur etti...
Viyola, antredeki boy aynasının önünde durdu. Annesinin elleri, kızının belindeki ipek kuşağı son kez düzeltti. Bak, dedi annesi fısıltıyla, tek bir pürüz bile yok. Viyola aynaya baktı; üzerinde
Edebiyat
Dini Konularda Kendini Kandırmanın 40 Yolu
Dini yükümlülüklerini yerine getirmemek için hem kendini, hem de çevresini kandırmada her türlü kurnazlığa aklı eren ama Allah'ın apaçık emir ve delilleri karşısında kör, sağır ve dilsiz kesilen
Hayat ve İnsan
çelenk çiçeklerine ithafen
ilmek ilmek ördüğüm hırkanın içinde bir yabancıyı andırıyordum. tanrım dedim kendi kendime ,allah desem türlü ideolojik yüklerin altında ezilecektim, ellerimi yüzüme götürdüm, bir yaşam belirtisi yoktu. nefesim zihnimde bir fırtına yaratırken kaskatı kesilmiş ruhumu izliyordum; bu ışıltılı aynadan bana bakan gözler karanlıktı, daha önce hiç olmadığı kadar zifiri karanlık. gözlerimi kaçırdım, onun hâlâ beni izlediğini hissediyordum, içim ürperdi. kaybolmak istercesine hırkanın içine gömüldüm. bakış daha da vahşileşti. pençeleri vardı hırkamı lime lime eden. benimse canımdan can gidiyordu sökülen her bir parçada. aynanın karşısında ruhum dağılırken bedenimdeki acıya tanıklık ediyordum. ayna, bir ben var benden içeri diye haykırırken hırka ölüyordu. bir hışımla yanı başımda duran çelengi fırlattım o ışıltılı karanlığa. ağlamaya başladım. paramparça olan aynada kendime bakmak daha gerçekçiydi şimdi, dağılmaya başladım. bir arınmışlık hissi belirdi. hırkam yoktu üzerimde. doğarken çıplak geldiğimi hatırladım; arzularım, korkularım bastırılmışlıklarım açığa çıkıyordu. ruhum ne kadar çıplaksa o kadar cüretkâr bakıyordum doğama. biraz perişan, biraz da gururlu bir halde iç çekerken gözüm çiçekleri solmuş çelenge takıldı, yakın dostum nietzsche'dendi. kendi alevinle yakmaya hazır olmazsın kendini, önce kül olmadan nasıl yeni olabilirsin ki diye not düşmüştü. o an anladım ki sarıldığı hırkalara, bakmaya doyamadığı aynalara veda ettikçe oluyordu insan. gözyaşlarında hayat bulmuş bir çelenk çiçeğini hissettikçe ölüyordu insan.
âsude firdevs
âsude firdevs
Bir Yazı
Okumak ve paralel yine okumak..Ne ola ki bu?!Budan kasıt bir önce yazdığım.Hem gözler okuyor,hem beyin çözümlemede..Arthur haklıysa da haklı bir çözüme ulaşmak için bir yazı yazarsın ve deli kimliğin,geçildiğini umduğun yol kendini hatırlatır ve bir "boş ver" havasına girersin. Pope'un mısraları gibi hem köle her kese ve her şeyin sahibi..Aslında bu kadarı yeterli ama işte açıklamak ister..İsterim diyelim ki,bu benlikde bir ben vardır;paylaşılan ve farksız..Nasıl kalacağım gururlu benle gurursuz kimlikde?!Okumayı kınadım diye yokKK oldu diye vazmıgeçeğim?!Hele sonra okuduğumu anlatdığımda "um"a karışan bakışlara;ilk bakış benden bile olsa..öyle nokta ki,nedir derdim unuttum bile.. Duyup cevap vermemek..Pamuğun kırmızısı o şiddetli haykırışlar,güzel ve en sade dediği gibi..Acaba için,hele bide hiç geç kalmamak için;öyle algıyı kayb etmek değil de..çok uzadı be aga..kuşkulu bir gizlenti var ve aranır en iyisi yazayım..Bülbülün öttüğü gibi,ordaki masumluğu sezen Yunusun Emresinden korktum aga.Şimdi de bu güzelliğin sezilmemesinden üzülürüm