g

Kendimizi tüketerek yaşıyor, kendimizi azaltıyoruz; dört dörtlük insan kendini bilmeyendir. İnancımız olmadığından umudumuz da kalmadı, umudumuz kalmadığından artık gerçek bir hayatımız da yok. sadece gelecekle ilgili değil, bugün hakkında da hiçbir fikre sahip değiliz. Mutsuzluğunun farkında olmayan bunca insanın mutluluğu beni ürpertiyor. İnsani hayatları, gerçekten duyarlı olsalar sonsuz acı verecek olaylarla dolu. Ama gerçekte bitkisel hayatta olduklarından, yaşadıkları şeyler ruhlarına değmeden uçup gidiyor.
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Belki birlikte değiliz, yan yana değiliz ama aynı gökyüzünü görüyoruz, aynı mehtabı seyrediyoruz ve her ikimizi de aynı güneş ısıtıyor.
1000Kitap
Böylece, bir kadın bedeninde kıstırılıp kalmış bir şair ruhunun şiddetini ve ateşini kim ölçebilir? Bir kış gecesi canına kıydı ve şimdi otobüslerin durduğu bir kavşakta gömülü yatıyor.
1000Kitap
Başkaları konuştukları gibi yazarlar, ben sustuğum gibi yazıyorum.
1000Kitap
Ben içeri düştüğümden beri, güneşin etrafında on kere döndü dünya. Ona sorarsanız: “Lâfı bile edilmez, mikroskobik bir zaman.” Bana sorarsanız: “On senesi ömrümün.” Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene. Bir haftada yaza yaza tükeniverdi. Ona sorarsanız: “Bütün bir hayat.” Bana sorarsanız: “Adam sen de, bir iki hafta.” Katillikten yatan Osman, ben içeri düştüğümden beri, yedi buçuğu doldurup çıktı. Dolaştı dışarda bir vakit. Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar. Dün mektup geldi, evlenmiş, bir çocuğu doğacakmış baharda. Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar. Ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları, Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan. Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan, hâlâ çocuktur. Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri. Ve bizim hane halkı bilmediğim bir sokakta, görmediğim bir evde oturuyor. Pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene. Sonra vesikaya bindi, bizim burada içeride, birbirini vurdu millet yumruk kadar, simsiyah bir tayın için. Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız. Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz. Dachau kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşima’ya. Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman. Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçüncüden bahsediyor Amerikan doları.
Şiir