"Genç meslektaşım, güzel kardeşim, ben bir lazımdı etmeden çagliyorsunuz. Beni dinleyiniz,eger ingilizlerle münasebet kurmayip da sırtınızı Osmanlı'ya dayasaydiniz, Osmanlı size silah da verirdi, yiyecek içecek de verirdi ,sırtınıza da urba da. Ama siz ne yaptınız? Osmanliyi sırtından hancerlediniz. Oldu mu ya? "
Aynadaki suretine, "Bu adamı gerçekten seviyor musun?" diye sordu. "İnsan kendisine benzeyen birini neden sever ki? Sende sevilecek bir yan yok, bunu sen de biliyorsun. Kahretsin! Nasıl da değişiverdin birden! Hayatta neleri başarabilecekken neleri kaçırdığını sana gösteriyor olması, bir insanı sevmek için ne güzel bahane.
Ve meşhur hikâyeci, yaratacağı bu insanla kendisinin hiçbir ilişiği olmamasını istiyor; çünkü kendisi kadere boyun eğmiştir; halbuki bu insan şu kader denilen mermer kitlenin nasıl yontulabileceğini öğretmelidir. Kendisi bezgindir; halbuki bu insan güzelliklerdeki kurtarıcılığın, bu yüce sevincin sırrını vermelidir.Meşhur hikâyeci böyle bir insan yaratabilmenin imkânını bulsa ömrünün en güzel beş yılını seve seve verecek. Fakat bu insan hangi mizaç, hangi ilgilerdedir, ilham gelmeyecek mi?
Meşhur hikâyeci kağıtların üzerinde öyle bir insan yaratmak istiyor ki; bu insan bütün insanlığın küçülüşlerine, iğrençliklerine teselli olsun.O, yaratacağı bu insanla, insanlara, üç yaşlarında iken veya zilzurna sarhoşken gördükleri, görüp unuttukları rüyaların tabirlerini vermek istiyor. Bu insan, insanlara kavgadan tiksinmeyi, zaferde küçülmemeyi öğretmeli, gene bu insan; aklın, arkadaşlığın, sevgi ve hoşgörürlüğün ağlatacak kadar güzel, ilâhlaştıracak kadar üstün, yüceltici olduğunu anlatmalı.