Çizgi romanlar da açıklama ister, önsöz ister, inceleme ister
Martin Mystere - Sayı 217 - Dört Boyutlu Fidye "Fantazmagori" (Mystère'in Gizemleri) köşesi, serinin yaratıcısı Alfredo Castelli tarafından her sayının arkasına eklenen özel bir entelektüel/kültürel genel kültür bölümüdür. Bu bölümün hazırlanmasındaki temel amaçlar şunlardır: 1. Maceralardaki Gerçek ve Kurgu Sınırını Netleştirmek: Martin Mystère maceraları doğası gereği mitoloji, dinler tarihi, arkeoloji, gizemli bilimler, komplo teorileri ve ezoterizmle iç içedir. Okuyucunun kafasında *"Hikayede anlatılan bu efsane, tarihsel kişilik ya da bilimsel veri gerçek mi, yoksa tamamen kurgu mu?"* sorusu uyanır. Fantazmagori köşesi, macerada adı geçen konuların ve kavramların tarihsel dokümantasyonunu, kaynaklarını ve bilimsel gerçekliğini okuyucuya sunar. 2. Kültürel ve Felsefi Derinlik Kazandırmak: Görsellerdeki örnekte de görüldüğü üzere (yaşlılık kavramının etimolojisi, kutsal kitaplardaki kronolojiler, asırlık insanların tarihsel kayıtları, Faust efsanesinin gerçek kökeni vb.), sadece basit bir çizgi roman okuma deneyiminin ötesine geçerek okuyucuya felsefi, sosyolojik ve antropolojik bir bakış açısı kazandırmayı hedefler. 3. Okuyucuyla Entelektüel Bir Bağ Kurmak: Alfredo Castelli, bu köşeyi adeta okuyucuyla sohbet ettiği kişisel bir kürsü olarak kullanır. Kendi düştüğü kavramsal yanılgıları (örneğin "yaşlı" yerine "yaşça büyük" kelimesini kullanarak siyasi doğruculuk tuzağına düşmesi gibi) samimi bir dille paylaşır. Bu durum, Martin Mystère'i sadece bir macera çizgi romanı olmaktan çıkarıp "akıllıca kurgulanmış bir kültür dergisi" formuna ulaştırır. Bir önceki sayı olan Martin Mystere - Sayı 216 - Slumberland'a Dönüş devamı olan bu sayının okunurluguna bir katkı sunması açısından bu bölümü burada paylaşmayı uygun gördüm. # YAŞLILARA YOL AÇIN: ZAMANIN,
Hayata Dair
İkaros’un sayıklamaları
Gayriresmi olarak 2015 yılı ortalarında başlayan neo matematik çağı,2025 itibari ile kimsenin haberi olmasa da resmileşecek. 2050 yılı itibari ile bizleri nelerin beklediğini merak etmiştin geçenlerde anlatayım. Okullardaki eğitim sistemi komple değişecek.Klasik bilimler yerini tamamen Neo Bilimlere bırakacak.internet çağının yarattığı Y neslinin yerini neo matematik çağının yarattığı X nesli alacak.Y nesli ile biyolojik olarak insan olmaktan uzaklaşan insanoğlu X nesli ile tamamen biyolojik robotlara dönüşecek.Düşünmek,kurgulamak ve üretmek seçilmiş birkaç bin elit insana ait bir ayrıcalık olacak. Doğal afetler çok öncesinden tespit edilecek.Küçük değişkenlerin basit algoritmalarının çıkarılması sonucu deprem,tsunami ve sel gibi afetlerde ölen insan olmayacak,zararlar minimize edilecek. Bu doğal afetlerin durdurulması mümkün olmakla beraber evrenin işleyişine müdahaleden kaçınılmak zorunda olunduğu için o noktada bir gelişmeyi düşünmek bile istemiyorum. Ama korkarım muhakkak bir gün bunu da deneyen olacaktır. Atom bombası ve kimyasal silahlar tehdit olmaktan çıkacak.Tek silah yazılım olacak.Elektriğin ulaştığı her yer potansiyel bir savaş alanına dönüşecek.Taş devrinden tarihine devam etmek zorunda kalacak devletler göreceğiz. Bütün hastalıkların ve insanın gen haritasının algoritması çıkarılacağını için bütün hastalıklar önceden görülüp tedavi edilebilecek.Kanser, AIDS Alzheimer gibi hastalıkların tedavisi kısa sürede ve başarıyla bitirilecek.İnsan evladı istediği yaşta kalabilecek yaşlanmayacak.Seksen doksan yaşlarında yakışıklı ve güzel ölülere sahip olacağız. (Sayfa 148-149’dan alıntıdır)
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çocuklar Neden Yapay Zekâya Dert Anlatıyor?
🙍‍♂️Çocuklar yapay zekâ sohbet robotlarını arkadaş olarak görüyor, onlara duygusal yakınlık geliştiriyor, kendine zarar verme gibi tehlikeli davranışları normalleştiren sohbet veya terapi botlarıyla saatler geçiriyorlar. Çocukların çatışma çözme, psikolojik dayanıklılık, empati gibi becerileri kazandığı gelişimsel dönemlerinde, yapay zekâ dünyası giderek gerçek insan etkileşiminin yerini alıyor. Bazı köşe yazılarını bir kez okur geçerim. Gazeteleri kâğıttan okuduğumuz, dijital dönüşüm öncesinde klasik habercilik reflekslerinin son güçlü dönemi olan o güzel yıllarda, Radikal ve Referans’taki bazı köşe yazılarını ise kesip dosyaladığım olmuştur. Dönüp dönüp yeniden okuyayım diye… Geçen gün Financial Times’tan Simon Kuper’in Gazete Oksijen’de Türkçe çevirisiyle yayımlanan bir köşe yazısı (“Ebeveynlik bu muymuş?”), bende tam da o nostaljik hissi yeniden doğurdu: “Bugünkü ebeveynler telefonlara hazırlıklı. Bizim kobay jenerasyonla yaptığımız hatalardan ders aldılar. Dünya genelinde sosyal medyayı çocuklara yasaklamaya ve okullara telefon sokmamaya yönelik önlemler var. Bugünkü ebeveynleri gafil avlayan ise yapay zekâ,” diyor Kuper bu yazıda. Altını kalın kalın çizip duvara asmayı hak eden bir tespit, değil mi? Evet, yetişkinler olarak gafil avlandık. Herkes birbirine bu konuda akıl veriyor; kendi deneyimini paylaşıyor. Kimisi “modern ebeveynlik” kisvesi altında, kimisi umursamaz, kimisi aşırı korumacı, kimisi sonsuz endişeli... Çocuklar ve yapay zekâ kullanımı tartışması, çok katmanlı ve tek bir doğru cevabı olmayan bir alan. Tabletler, akıllı telefonlar ve yapay zekâ sohbet botları artık çocukların gündelik yaşantısının bir parçası. İçlerinden YouTuber’lar çıkıyor, kod yazabiliyorlar, çünkü dijital dönüşümün içine doğdular. __Bir yandan
Makale|Yazı
1k İçin el ele verelim, tekrar paylaşalım lütfen
Değerli 1k yetkilileri, üyeleri ve ilgilileri Alıntıladığım bu ileti doğrultusunda ana gayemin sistemin kullanılabilirliği, anlaşılabilirliği ve takdir görüp kullanıcı memnuniyetinin arttırılabilmesi olduğunu belirtmek isterim. Zaman zaman akışta sunulan anket, geri bildirim ve menüde yer alan sorun/şikayet/istek bildirimi sekmeleri üzerinden fikir ve önerilerimizi beyan etmekteyiz.Şahsen ilettiğim öneri ve fikirlere dair bir geri dönüş olmaması bu paylaşımı yapmamdaki en önemli tetikleyicidir. * Kaldı ki sunduğumuz öneri fikir ya da isteklerin durumunu sürecini kimin tarafından ele alındığını görebileceğimiz bir alan olması bence elzemdir. * Yorumlarda ifade edilen talep ve fikirler dışında önerilerimi aktarmak istiyorum. * İleti veya alıntıların başka bir kullanıcı tarafından bu kadar rahat alıntılanmasının uygun olmadığını burada bir kriter belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. (Alıntılar ve iletiler sadece kitaplardan ibaret olmadığı için ) Telif sınırlarına konu olacak paylaşımlarda söz konusu olduğu için alıntılama hususunda birkaç zorunluluk oluşturulmalı. - Herkesin muzdarip olduğu ve dile getirdiği sahte hesap pandemisi de en rahatsız edici huzursuzluk.Kullanıcı oluşturmak veya yeni bir hesap açıp üye olmak için de TC veya telefon numarası üzerinden kayıt yaptırılması ( hukuki ve prosedür anlamında bilgili uzmanlardanda bunun uygun olup olmadığı onay alınarak) veya başka ve resmi bir sosyal medya platformundaki hesabını referans göstererek - bu problemi yok edebilir ya da azaltabilir diye düşünüyorum. - Yorum ayarlarındaki seçeneklere " Yorum yapılmasın - Hiç kimse " gibi bir seçenek eklenmesini özellikle rica ediyorum. - Kullanıcı menüsündeki şikayet bildir sekmesinden ilettiğimiz şikayetin yazılı olarak aynı alanda cevaplanması güncel sonucun yer almasını -
1000Kitap

Aslı Özgür

@Meteasli
·
1k Duy Bizi
Güncellemeler, değişiklikler, yenilikler derken yine ve yine görüyoruz ki önerilerimizin hiçbiri dikkate alınmıyor.Bu hususla alakalı , detaylı bir metin paylaşıp fikir ve önerilerini eklemek isteyen herkesi tekrar paylaşmaya davet edeceğim. Yıkmadan, yermeden, yormadan güzelce izah edelim. 1000Kitap Destek 1000Kitap
Ne kadar haklı ve keskin bir tespit... Tevazu, normalde ruhun olgunluğunu ve karakterin derinliğini gösteren en asil erdemlerden biridir. Ancak sınırları doğru çizilmediğinde, ne yazık ki karşı tarafa haddini aşma dilekçesi gibi sunulabiliyor. ​Siz kendi sesinizi kıstıkça, dünyayı sadece kendi gürültüsünden ibaret sananlar meydanı boş buluyor. Bilgisine emek vermemiş, sığ suların ötesini görmemiş insanlar; sizin o zarif geri çekilişinizi bir "eksiklik" zannedip size yön vermeye, üstelik bunu bir lütuf gibi sunmaya kalkışıyorlar. ​Hakikat şu ki: ​Ölçüsüz tevazu, değersizleşmeyi davet eder. İnsanın kendi emeğini, birikimini ve hakikatini gizlemesi saygıdan değil, haksızlıktandır; en başta da kendine yaptığı bir haksızlıktır. ​Cahilin cesareti, ariflerin sessizliğinden beslenir. Siz bilerek sustuğunuzda, karşı taraf bilmediğini bile bilmediği için pervasızca konuşma alanı bulur. ​Gerektiğinde o çizgiyi çekmek, durulması gereken yeri hatırlatmak kibri değil, bilakis hakikati koruma sorumluluğunu gösterir. Asalet, haddini bilene karşı zarif olmakta; haddini aşana karşı ise hak ettiği mesafeyi koyabilmektedir. Saygıyı zafiyet, nezaketi cehalet sananlara verilecek en güzel ders, kendi değerinizin sınırlarını onlara net bir şekilde hissettirmektir. ___ /Güven Taşdemir
Duygu ve Düşünce
Zıtlar ve hayatın kıymeti...
Siyahlar olmasaydı beyazın, kötülük olmasaydı iyiliğin, gece olmasaydı gündüzün, nefret olmasaydı sevginin, çirkin olmasaydı güzelliğin, karanlık olmasaydı aydınlığın kıymetini nereden bilecektin ey insan...iyiki zıtlar var, terazi var, idrak tartısı var, tefrik edecek akıl var... şükredecek ne çok şey var, değil mi ?... Derin ve insanı kendi içine döndüren bu tespit, evrenin en temel yasalarından biri olan, "dualitenin (zıtların birliğinin)" zarif bir özeti... Aslında hayatı yaşanır ve anlamlı kılan da tam olarak bu denge. Zıtlıklar olmasaydı, dünya tek bir renge boyanmış dümdüz bir tuval gibi olurdu. Ne derinliği kalırdı ne de hikâyesi. Zıtların idraki bilgeliğe giden yola taş döşer. İnsan beyni kıyaslayarak öğrenir. Sıcağı bilmeden soğuğu, acıyı çekmeden huzuru tanımlayamazsınız. Gölgeler olmasa, ışığın nereden vurduğunu asla anlayamazdık. "İdrak tartısı", kalbin ve aklın en büyük pusulasıdır. Kötülüğün varlığı bize iyiliği seçme şansı verir; yani iradeyi doğurur. Seçim şansının olmadığı yerde erdemden de bahsedilemez. Şükrün kaynağıdır farkındalık,ayırdına varmak şükrü getirir. Karanlık bir gecenin ardından gelen sabah güneşi, sadece bir doğa olayı değil; aynı zamanda umudun ve yeniden başlamanın görsel bir kanıtıdır. Madem idrak tartısını koyduk ortaya, hece vezninin ritmiyle, zıtların o muazzam dengesini anlatan bir şiir gelsin o zaman: Zıtların Mirası Gündüz döner geceye, biri ak biri kara Gözsüzler karadan akı seçemez. Yarasa gibi ışıktan kaçanlar Bu bilmeceyi "Ben" ile çözemez Şer ile hayır, kötü ve iyi Vicdan terazisinde her an tartılır? Güzel ve çirkin iç içe durur Bedenler anca ruh ile hayat bulur Çile ekilmezse huzur biçilmez. Yokuşlar aşmadan düze geçilmez. Nefret bir zehirdir sevgi panzehir Nakıs akıl ile mana seçilmez