Ey sınanmakta olan kişi! Acı da olsa gerçeklerle yüzleş! Başına gelen bu musibet, muhakkak surette, işlediğin bir günah sebebiyledir. Günahını hakkıyla tespit et ve ondan çabucak kurtulmaya bak! Böylece, Allah'ın izniyle, dünyana dair bu sıkıntın; dinine dair bir nimete dönüşecek ve kazanan sen olacaksın. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem' in şu sözü de sende tecelli edecek: "Müminin hâli ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mümine mahsustur Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde ise sabreder, bu da onun için hayır olur." Ve umulur ki o zaman senin için imtihandan kurtuluş vaktidir. Çünkü sen Allah Teâlâ' ya dönmekle O'na karşı gelmekten sakınmış oldun. Bu hususta yüce Allah şöyle buyuruyor: "Kim, Allah'a gönülden saygı besleyip ona karşı gelmekten sakınırsa Allah, zorluklar karşısında ona bir çıkış kapısı açar. Onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır." (Talak, 2-3)
bu uzun bir kederdir, diyor bir arkadaşım. güzel bir ifade ama ben henüz acının içindeyim. önce uzun bir acı olur. keder sonra gelir… bu acının bedenimdeki yerini tespit etmeye çalışıyorum, kaynağı tam olarak neresi? şimdi göğsümün derinliklerinde, diyaframın olduğu yerde, beni boğuyor, nefes almamı engelliyor. aslında bu göçebe bir ağrı. şimdi yukarıda boğazımda, ağlama merkezinin oralarda bir yerde. şu an hamur kıvamında, tam pişmemiş ekmek gibi, yutması zor.
Gençliğinin öykü ve hayallerinin önlerine nasıl harikalar serdiğini bilen çok fazla insan yoktur. Çünkü çocukken dinler ve düş kurarız, düşünür ama tam bir fikir oluşturamayız. Yetişkin bir insan olduğumuzda o düşleri, hayalleri anımsamaya çalışırız, ama hayatın zehriyle körleşmiş, yavan biri olup çıkmışızdır artık. Bazılarımız ise büyülü tepeler ve bahçeler, güneşte çağlayan çeşmeler, mırıldayan denizlere yükseklerden bakan altın rengi uçurumlar, bronzdan ve taştan uykulu kentlere doğru uzanan ovalar, sık ağaçlı ormanların kıyısında haşeyle örtülmüş beyaz atlara binen kahramanlardan oluşan gölge gibi insanların tuhaf hayalleriyle gecenin ortasında uyanıveririz. O zaman, akıllı ve mutsuz olmamızdan önce bizim olan harikalar dünyasının fildişi kapısından geriye göz atmış olduğumuzu anlarız.
Bunu tespit etmek,zannının aksine olarak, Macide'ye hiç de acı gelmedi... Ömer'in kendinden uzaklaşmaya başladığını görmek bu kadar kolay mıydı? Fakat ona kızmaya, hatta hayret etmeye ne hakkı vardı? Karşısında her zamanki gibi hareketli ve küçük gözlerle, saçları alnına dökülmüş duran ve sustuğu zaman bile güzel dudaklarını kımıldatan Ömer, ona eski heyecanların, eski arzuların hiçbirini vermiyordu. Kocasını uzak bir akraba, yeni tanışılan şöyle bir dost gibi nazik bir alaka ile dinliyor, fakat onda hâlâ âşık olduğu, kafasında hayalini yaşattığı ve belki her zaman yaşatacağı Ömer'den pek ufak birkaç iz buluyordu.
“Sistemleri değil bireyleri konuşmaktan bir türlü vazgeçemiyoruz. Amerika ya da Fransız İhtilali’nin tarihi genelde idealler ve kavramlar etrafında yazılırken, ülkemizin maceralı kuruluşunun tek bir kurucuda tecessüm etmesi bu lider kültünün en güzel göstergesi. Roger Chartier’nin Les origines culturelles de la révolution française’inin muadili boşu boşuna Şükrü Hanioğlu’nun Atatürk: An Intellectual Biography’si değil, Osmanlı tarihinin en merak edilen konularının hemen hepsinin padişahların şahsiyetleriyle ilgili olması da.”
Alıntı Şuradan
Bunu Herkes Bilir
Emrah Safa Gürkan
Bu malzeme telif hakkı ile korunuyor olabilir.