"Meğer birini aşkla, şuurla ve şükranla sevmek ne güzelmiş!"
Sayfa 410
İç dışa dışa içe bi çevrilsek, kim güzelmiş çıkar ortaya....
"Güzel olmak bir ekstradır yalnızca. Hediyeyi saran bir kâğıt gibi. Hediyenin kendisi değildir." ───────────── ⋆⋅☆⋅⋆ ─────────────
Sayfa 662·Kitabı okudu
Roman
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Neden soyadımı kullanıyorsun?" "Çünkü sana daha uygun." "Bunu nereden çıkardın akıllım?" "Çünkü Etrüskler, kendilerini Diana'ya adayan genç avcı rahibelere 'Camilla' derler. Camilla gibi bir isimle koşu şampiyonu olman normal." "Güzelmiş. Bunu hiç duymamıştım. Bütün arkadaşlarıma artık bana Camilla demelerini söyleyeceğim." "Bana da Claudius de, olur mu? Uygun ismim bu. Topal anlamına gelir. Akrabatarım bana Tiberius derler genellikle, ama bu uygun değil, çünkü Tiber çok hızlı akar."
Sayfa 108·Kitabı okudu
Meğer birini aşkla, şuurla ve şükranla sevmek ne güzelmiş!
Alıntı
Ne güzelmiş, kendini şarj etmek deyimi. Üstelik bunu bir sahafta yapabilmek tam anlamıyla lüks. İmrendim doğrusu.
Sayfa 78 - Athica Yayınları Haziran 2026- Wada·Kitabı okudu
Köyün birinde fakir bir adam yaşarmış. Bu fakir adamın muh­teşem güzellikte bir atı varmış. At o kadar güzelmiş ki şatoda ya­şayan derebeyleri atı satın almak istiyorlarmış ancak adam her se­ferinde satmayı reddediyormuş: 'Bu at benim gözümde sadece bir hayvan değil aynı zamanda bir arkadaş. İnsan arkadaşını nasıl sa­tar?' diyormuş. Bir sabah ahıra gittiğinde atının kaybolduğunu gör­müş. Köylüler hep bir ağızdan, 'Biz sana söylemiştik! Onu satacak­tın. Bak işte, çaldırdın ... Ne büyük şanssızlık!' demişler. Yaşlı adam köylülere, 'Şans mı, şanssızlık mı, kim bilebilir?' diye cevap vermiş. Köylüler alay etmişler. Ama on beş gün sonra at, peşinde bir vahşi at sürüsüyle çıkagelmiş. At kaçıp kendine bir dişi at bulmuş, şimdi de sürünün bütün üyeleriyle geri dönmüş. Köylüler bu defa heyecanla, 'Ne büyük şans!' diye bağırmışlar. Yaşlı adam oğluyla birlikte vah­şi atları ehlileştirmeye başlamış. Ancak bir ha fta sonra oğlu atlarla antrenman yaparken düşüp bacağını kırmış. Arkadaşları bu defa da 'Ne büyük şanssızlık!' demişler. 'Hayattaki yegane yardımcın olan oğlunun yardımı olmadan bu fakir halinle tek başına ne yaparsın?' diye hayiflanmışlar. Yaşlı adam, 'Şans mı, şanssızlık mı, kim bilebi­ lir?' diye cevap vermiş yine. Bir süre sonra derebe yinin ordusu kö ye gelip bütün gençleri askere almış. Yaşlı adamın bacağı kırık olduğu için askere gidemeyen oğlu dışında ... Köylüler yaşlı adama, 'Ne ka­dar şanslısın, hepimizin çocukları savaşa gitti, oğlunu göndermeyen bir tek sen varsın. Oğullarımız belki de savaşta ölecek!' demişler. Yaş­ lı adam cevap vermiş: 'Şans mı, şanssızlık mı, kim bilebilir?"'