Kim olduğunu bilememesi komik değil miydi? Ya kendi görünüşünü belirleyememek biraz fazla kaçmıyor muydu? Sanki beşiğinde gelip bulmuştu bu görünüş onu. Arkadaşlarını seçebilirdi belki ama kendisini seçmemişti. Hatta insan olmaya bile karar vermiş değildi.
Müslüman genç için zamanı planlı ve programlı kullanmak demek, Efendimizin (s.a.s) duasına nail olmak demektir. Çünkü Efendimiz (s.a.s) buyuruyor ki; "Vaktinin kıymetini bilene Allah merhamet etsin."
Görüntüler âdeta akar ve bu akış içerisinde biz daima bir şeylere geç kaldığımız yahut yetişemeyeceğimiz hissine kapılırız. Modern dünyanın kandırmacası da budur işte: Her şeye yetişmek isterken hiçbir şeye yetişememek, her şeye sahip olmak isterken aslında hiçbir şeye sahip olmamak...
Aletsitimik(duygular için söz yokluğu) bir toplumda yaşıyoruz. Dili elinden alınmış, dilsizleştirilmiş bir toplumda... Duygularımızı ifade edecek sözcükleri arıyor, ama bulamıyoruz. Çoğu zaman duygularımız olduğunun bile farkında değiliz. İçsel yolculukları unutalı çok oldu. İçimizdeki keşfedilmeyi bekleyen kıtalara nicedir bir gemi göndermiyoruz. İçimizin nuru söneli beri dış dünya dahi karanlıktan geçilmiyor. İç zenginliğini yitirmiş olan insanlar, en son tahayyüllerini de ellerinden çıkardılar. Rüya denizlerin suyu kıyılarımızdan çekildi. Aletsitimik toplumun bireyleri gece gündüz iş düşünüyor; çarşıda pazarda, kırda vapurda rakam konuşuyor. Rakamların sırtında,daha kocaman rakamlara koşuyoruz.
Bu toplum, düşlerini ne zaman yitirdi? Sözcükleri ne zaman onun elinden alındı?
Şeyh Muhammed Pârisa Hazretleri kendi lisanıyla der ki:
"- Halk-ı gaafil (gafil halk) kemâl-i keselinden (yorgunluğundan) bir laf eder: Yarın olsa da bir iş işlesem... Bilmez ki, bugün, dünkü günün yarınıdır. Bugün ne işlemiştir ki, yarın ne işleye!.."