Serhat

İstihfaf ettiği, kendisinden zayıf bulduğu mahlukların mahkûmu olmak çok harap edici bir şeydi.
Sayfa 200·Kitabı okudu
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Diktatörler ve Aydınlar
8/10
·107 syf.··
2022 8. kitabı
Kitabı her ne kadar çok beğenmesem de Thomas Mann'ın diline hayranlık duydum. Bazen birkaç kere okunması gereken çok uzun cümleleriyle Almanca dilini belki en iyi kullanan yazar olduğunu, duyguların ve olayların mükemmel betimlemeleriyle de ne kadar beliğ bir edebiyat duayeni olduğunu gösteren Mann bu kitabında daha çok önceden nasyonelsosyalizmin ne kadar tehlikeli olacağını öngörmüş ve bunu zamanın diktatörü Musollini'ye paralel bir karakter olan Cipolla ve ona taparcasına uyan ve/veya karşı çıkmayan tiyatro seyircileriyle okura sunmuştur. Kitapta bir başka hoşuma giden kısım ise eleştirinin merkezindeki milliyetçi, ırkçı İtalyan yerlileri dışında hikayenin aydın kısımdan olan ana karakterinin her anlaşmazlıkta kaçan pısırık tavrına rağmen kendini beğenmiş, diğerlerinden üstün gören monologlarıyla bir çelişki oluşturmasıdır. Uğradığı haksızlıkları sadece içten eleştirmesi, bunu ona yapanları içten içe aşağılaması ve hatta gülmesi kibrini gösterirken dışa hiçbir şey yansıtmaması diktatörlüklerde yaşayan aydın kısmın her hukuksuzluktan haberinin olup yine de susmasına büyük bir benzerlik göstermektedir.
İnsan ve Toplum
Mario und der Zauberer: ein tragisches ReiseerlebnisThomas Mann · Fischer · 1989144 okunma

Serhat

, bir kitap okudu
Puan vermedi·132 syf.·
5 günde okudu
·
2022 10. kitabı
Lev Tolstoy
8/10 · 3.308 okunma
„Für diese »Primitiven nun ist das Bildermachen wirklich von derselben praktischen Bedeutung wie das Häuserbauen: Die Häuser oder Hütten sollen sie vor den Unbilden der Witterung schützen, die Bilder vor anderen Einflüssen, die ihnen nicht weniger wirklich sind. Man verwendet sie zum Zaubern. Man kann darum die seltsamen Anfänge der Kunst kaum begreifen, wenn man nicht versucht, sich in die Mentalität der Primitiven einzufühlen. Man muss es nacherleben, wie ein Bild dazu kommen kann, mehr zu sein als einfach ein Ding zum Anschauen, und worin sein Zauber liegt. Gar so schwer ist es vielleicht gar nicht, sich in diese Gedankengänge hineinzufinden. Man muss nur ganz ehrlich und aufrichtig gegen sich selbst sein. Sind wir es, so werden wir bald entdecken, dass in uns selbst noch irgendwo der Primitive steckt. Statt mit der Eiszeit fangen wir also lieber bei uns selber an. Neh- men wir irgendein Bild, meinetwegen, eine Fotografie aus einer Zeitung, die einen uns sympathischen Menschen zeigt. Ist uns das Bild wirklich nicht mehr als ein bisschen Druckerschwärze auf Papier? Würden wir nicht zögern, ihm, sagen wir, die Augen auszustechen? Wäre uns das so gleichgültig, als wenn wir sonstwo ein Loch in die Zeitung reißen würden? Mir gewiss nicht, So genau ich auch mit meinem wachen Verstand weiß, dass es den Abgebildeten gänzlich unberührt lässt, was ich mit seinem Bild anstelle, sagt mir doch eine Art traumhaften Unbehagens, dass man so etwas nicht Spanien tut. Irgendwie regt sich das absurde Gefühl, das, was man dem Bild antut, könne sich an dem Menschen auswirken, den es darstellt. Wenn das richtig ist, wenn diese verrückte und unsinnige Idee wirklich noch in uns lebendig blieb, die wir doch im Zeitalter der Atome und des Computers leben, dann ist es vielleicht weniger
Yarım kalmasının çekiciliği
8/10
·115 syf.··
2022 7. kitabı
Büchner'nın erken ölümüyle bir kitap parçası olarak kalmış olan Woyzeck ağır diliyle ve sahnelerin düzensizliğiyle okuru hayli yoruyor. Fakat karakterler üzerinden verilen mesajlar ve Büchner'nın kendi dünya görüşünü okura iletme biçimi çok ilgi çekicidir. Öncelikle okur ana karakter Woyzeck'in toplumun en alt tabakasını oluşturan, fakir, zihinsel problemli ve evlilik dışı çocuğu olan ve bu yüzden hor görülen bir karakter olduğunu öğrenir. Halbuki durumu sadece kötüye gider. Buna karşın doktor gibi karakterler Woyzeck'e bir zıtlık oluştururlar. Doktor sadece kendini düşünen, Woyzeck'i bir kobay faresi olarak gören bir karakterdir ve onun zihinsel problemlerine yol açan bir diyet karşılığında para vermektedir. Ama özetten öte Büchner'nın bu karakterlerle neyi ortaya koyduğundan bahsetmek istiyorum. Kitabın asıl konusu sosyal sınıfların arasındaki çatışmadır. Burada yazarın apaçık gösterdiği durum ise her ne kadar bir fikir ayrılığı içinde bulunsalar da feodal yüzbaşı ve şehirli burjuva doktorun Woyzeck'in bulunduğu ortamda güçlerini birleştirip ona karşı duygusal saldırıya geçmeleridir. Buna müteakip Woyzeck'in zihinsel durumu fenalaşır ve kıskançlıkla da birleşerek onu bir cinayet işlemeye sürükler. Bir başka ilginç konu ise Woyzeck'in aslında Büchner'nın dünya ve toplum görüşüne en çok uyan karakter olmasıdır. Woyzeck kararlarında bir irade gösteremeyen, bastırılmış ve özgür olmayan bir kişiliktir ve bu Büchner'nın kendi mektuplarındaki fatalist, kaderci sözlerine mükemmel bir paralel oluşturmaktadır. İdealizmi tamamıyle reddeden Büchner Woyzeck üzerinden insanın tarihi değil tarihin insanı belirlediğini anlatmaya çalışmıştır ve bunu yarım kalan kitabına rağmen başarmıştır. 1834'te nişanlısına yazdığı meşhur mektuptan bir alıntıyla bitiriyorum: "Der Einzelne nur
İnsan ve Duygular
WoyzeckKarl Georg Büchner · Schöningh · 2006329 okunma