Kitabı alırken bilimsel veriden ziyade söz konusu yüzyılda yaşamış saray ve ahalisinin halkı yönetme biçimi ve bunun topluma yansımalarından ağırlıklı olarak bahsedilen bir eser olduğunu düşünmüştüm fakat düşündüğümün aksine Ortaylı daha çok akademik doğrultuda kaleme aldığı eserinde özellikle Tanzimat ile başlayan reformist çabaların üst ve alt sınıflardaki etkilerinden, dönemin siyaset adamlarından, o zamanki ‘aydın’ kavramının cumhuriyeti kuran ekibe nasıl zemin olduğundan uzun uzun bahsediyor. Bunun yanında 19. yüzyılda halkların ulus bilinci kazanmasının, imparatorluğun temel taşlarını nasıl yerinden oynattığını da açık bir dil kullanarak biz okurlarına sunuyor.
Çoğu yerde gördüğüm yorumların aksine okuması zor bir eser değildi. Sadece fazla bilgi içermesi sebebiyle sindire sindire okunması gerektiğine inanıyorum.
Yüzümde hafif bir tebessümle okuduğum, toplumun iki yüzlülüğünün gölgesi sanatın üstüne düştüğünde ortaya çıkan eseri ne denli basitleştirdiğini kısa ama çarpıcı bir dille yüzümüze vuran müthiş bir öykü!
Merakla aldığım ve hayal kırıklığına uğradığım kitap. konusu itibariyle ilgi çekici ama o kadar karmaşık ki. Marielle, Momine, Nene, Rosetta, Loris, Febo ve daha niceleri.. Pavese sanki aklına gelen her isme bir hikaye uydurmuş gibi.. Fazlasıyla kalabalık bir roman. Kalemini seveceğimi düşünerek almıştım ne yazık ki beğenmedim.
Belki bir yıldır kitaplığımın raflarında bekleyen bu kitabı nihayet geçtiğimiz birkaç gün içinde bitirdim.
Çok uzun zamandır böyle bir kitap okumadığım için hala etkisindeyim. Türk yazarlar arasında beni sanki çekip o zamana götüren bir Orhan Pamuk İstanbul'una veya Orhan Kemal'in Çukurovası'na gitmişim gibi bu kez Amin Maalouf beni Semerkant'a, Alamut'a, Tahran'a götürdü. Her sayfasını çevirirken hiç görmediğim o sokaklarda dolaştım, hiç görmediğim insanlarla tanıştım. Müthiş keyifliydi.
Tarihe biraz olsun merakınız varsa kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
Yaşar Kemal’in okuduğum 4. Romanı sanırım. Kitabın konusu muazzam. İnsanlığın en derin yarası olan ‘savaşı’ , insanın insanla, insanın kendiyle olan savaşını incelikle anlatıyor. İlk 80 sayfası mübadelede insanların yaşadığı zorlukları o kadar derinden size hissetiriyor ki su gibi akıyor sanki. fakat sonra Vasili’nin her hareketinin tek tek betimlendiği sayfalar her ne kadar ustalıkla yazılmış olsa da beni çok fazla sıktı, başladığım kitap bu mu dedim. Normalde durağan-diyalogsuz romanları çok rahat okurum, bundaki sıkıntı bir 200 sayfa kadar sürekli Vasili’nin aynı düşüncelerinin tekrarlanıp durması ve bunun bende herhangi bir merak uyandırmamasıydı. Onun dışında Emir’in herkese ders olabilecek insanlığın ne demek olduğunu anlatan konuşmaları çok etkileyiciydi. Özetle okunabilir bir roman fakat ben devamı olan kitapları alıp okumayı düşünmüyorum, en azından şimdilik.