Üniversite yıllarında popüler olduğu için aldığım başlayıp devamını getirmediğim bir kitaptı. Geçenlerde arkadaşımla kitaplar üzerine konuşurken Sofie'nin Dünyası 'nı okudum güzel kitap tavsiye ederim dedi. Kitaplığımda ne okusam diye bakınırken elim bu kitaba kaydı o yüzden. Sonuçta bu sene kitaplığımdaki kitapları okuyup bitirmeye karar vermiştim.
Kitaba başlarken içeriği inceleyip' güzel olabilir' demiştim. Başladığımda okumaya geç kalmış olabilir miyim acaba diye düşündüm. Nitekim haklı çıktım. Kitap elimde tavsadı. Biraz sıkıldım. 'Keşke yanına başka bir kitap alsaydım' dedim. Ama okuduğuma mutluyum.
Kurgunun arka planda kaldığı öğreticiliğin öne çıktığı bir tarzı var. Bir yerlerden esinlenilmiş -ki kitapta yazar kendisi de buna değinmiş- sonuca varma noktasında yolun nereden başladığı anlaşılmayan aksaklıkların olduğu bir kitap. Kurgu içi çelişkileri ve eksikleri olduğunu düşünsem de iyi ki yazılmış diyorum. Aldığım dönemde okusaydım benim için daha iyi olabilirdi. Lise, en geç üniversite öğrenimi sürecinde okunması en yararlı dönem olabilir. Tavsiye eder miyim? Elbette. Öğretici yönü bakımından. Yazarın da niyeti bu olduğu için amacına ulaşmış bir ürün olmuş.
Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.
Ben de bir şeyler söylemeliyim, ben de. 15 yıl önce tanıştığım ve okumaktan zevk aldığım bir yazar Tarık Tufan .
Aşıklara Yer Yok kitabında mahcup değil de daha ziyade cesur bir karakter ortaya koymuş. Aşık ve aşkının peşinden ne pahasına olursa olsun giden bir adam var. Karşısında da en az onun kadar gözü kör bir kadın; Firdevs. İkisi de ne çok benziyor birbirine. Aklıma bir mısra takılıyor burada; "Ömrüm şimdi ne çok benziyor sesine" ( Ahmet Telli - La Minör mutlaka okuyun çok iyidir.) Yaşamadığı anlardan pişman olmamak adına koşuyor gayya bir kuyuya - sonunda buluyor kuyusunu- ama görüyoruz hayat içerisinde ne kadar çabalarsak çabalayalım nasibimizden ötesini elde edemeyiz. Bazen bazı şeyler değişmez ve değişmesi de gerekmez. Çünkü olan olması gerekenlerin ve ihtimallerin en hayırlısıdır.
Hayatın olağanlığıyla devam etmesi gerçeğin bir yansıması gibi yer bulmuş kitabın sayfalarında. Yaşanmış ve harcanmış hayatlara şahitlik ediyoruz Saklıkuyu'da. Yerler büyülüdür, kaderini çeker, enerjisini yayar, yazgısını yaşatır..
Güzel yaz(g)ılarla karşılaşalım hep. Tarık Tufan 'la yeniden buluşmak dileğiyle. Kalemine sağlık.
Hediyeydi ve övgüsünü çok kez duymuştum. Başlamadan belirtmeliyim; Livaneli'den beklentim yüksek değildir.
Altını çizdiklerim: içindeki bedduası, Hüseyin'in son sözü, Nergis'in isyanı..
Tarihi mekanlarla, kadim bilgilerle işlenmiş ama içimizden olmayan bir bakış benim için. Çok acı var.. Ama ağlamadan bitirmeliyim diyerek okudum. Bizden ve acılarımızdan beslenerek sesimiz olmaya niyet etmiş. İyi de niyet etmiş ama bizden bir ses olduğunu hissedemedim. Dışarıdan bir gözle yaşanılan acıları görüp sessiz kalamayacak kadar vicdanlı biri ama bizim sesimizle değil kendi sesiyle haykırıyor.
Meleknaz'la kurduğu bağı benimseyemediğim, arkadaşı Hüseyin'in yasını tutamayan, çocukluğunu yaşadığı toprağı bize kendi gözüyle anlatamayan gazetecimiz. Neye karar verdi, neden verdi, ne işi vardı orada, ne yaptı? Oturmadı bunlar ama..
İyi niyetliydi.