Selamunaleyküm 1K ailesi ://
Bugün kitaplığımda tamamen tesadüfen görüp -Hadi bir şans vereyim- dediğim ama beni bin pişman eden bir kitapla geldim: Paul Cleave’in Temizlikçi’si
Daha önce bu yazarla hiçbir ünsiyet kurmamıştım, kalemiyle ilk karşılaşmamdı ve malûm, muhtemelen son oldu. Dışarıdan bakınca -hademe ama aslında seri katil- gibi aşırı vaatkar, üst düzey bir gerilim atmosferi bekliyordum. Ama kapağa aldanıp içine girdiğimde karşılaştığım şey tam bir hayal kırıklığı oldu.
Yazar, psikolojik gerilim kasıp zihnimizi zorlayacağına, metni çok yoğun, çiğ ve edebi estetikten tamamen mahrum cinsel fantezilerle doldurmuş. Sırf okuyucuya karşı şok değeri yaratmak için yazılmış o kadar zorlama sahneler var ki, karakterin iç dünyasını derinleştirmek yerine metni resmen ucuzlatmış, kelimenin tam anlamıyla bir müptezelliğe sürüklemiş.
Bir kurgunun bizi içine çekmesi için asil bir ritme ihtiyacı vardır. Bu kitap ise tekrara düşen boş monologlarıyla o ritmi daha yolun başında kaybediyor. Edebi bir haz almaktan ziyade tam bir vakit israfı olduğunu anlayınca, 100 sayfayı bile bulmadan, yolun çok başında kitabı elimden bıraktım. Bu sanırım kitapla ilgili verdiğim en ferasetli karardı.
Kitaplığımız merak uyandıran kapaklarla dolu olabilir ama her kapak ruhumuza şifa olacak bir derinlik vadetmezmiş. Temizlikçi; edebi derinlikten mahrum, sadece çiğ bir popülist hevesle yazılmış koskoca bir hayal kırıklığı. Keyifli okumalar (tabi daha iyi kitaplarla)!
Ay Frieda beni gülmekten öldürüyor. Her kitabı birbirinden komik. Yanlış anlaşılmasın o iyi ki var ve cidden canım tek atılacak bir kitap çektiğinde onun rafına gidip yeni bir kitabı olduğunu görmeye bayılıyorum çünkü abur cubur gibi. Edebi kaygısı hiç yok, kadın sadece olayı anlatmak istiyor. Beklentisizliğimde inanılmaz rahat ediyorum o yüzden sıfır itiraz. Bu işi seviyor, yapıyor.
SPOILER'lı kısım aşağıda
Kusursuz Çocuk yazarın şimdiye kadar en az sevdiğim kitabı oldu, özellikle başlarında sıkıldım ama olaylar o kadar hızlı akıyor ki kitap beni kaybetmedi. Erkek Arkadaş'ı okurken sonundaki ters köşeye yarılmıştım bunlar nerden aklına geliyo abla diye, bu kitapta ilk defa baştan az buçuk tahmin edebildim. Normalde yazar sürekli aynı formülü uyguladığı için katil o olamaz, yine boş boş bizi yemliyor diye düşünmüştüm aslında ama kadının ilk defa formül değiştiresi tuttu. Bence katil Hannah veya Aidan olsaydı çok daha çarpıcı olurdu. Allah aşkına yumurta şakaları yapan aile babası Jason neden VE hangi ara çocuk kaçırsın. Hayır onu da geçtim, Freida artık bence seri üretime geçtiği için eski performansını da sergileyememiş. O kadar çok boş kısım okuduk ki. Mantıksızlıkları tek tek sıralıcam şimdi tamamen hobi olarak.
1) En basitinden, Liam'ın psikopat, sosyopat cart curt oluşu??? Neymiş çocuğu kreşten atmışlar çünkü arkadaşını hademe odasına bantlayıp koymuş. Karımı çukura gömsem nolur diye merak ediyomuş. Ben de kuzenim barbie'min saçını kesti diye çocuk uyurken kafasına yastıklardan kule yapmışım. it's called 3-4 yaş sendromu yani. çocuğun kreşten atılması nasıl soruşturmaya konu olabiliyor gerçekten inanılmaz büyük bi soru işareti. hadi diyelim okay şüpheli. edebiyat öğretmeni olayı, kazık kadar adam, çocuk kızıyla konuştu diye sinir olmuş çocuğu tehdit ediyor.
Roman, toplumun ve bürokrasinin çarpık taraflarını iğneleyici bir üslupla ortaya koymaktadır. Kimliği olmadığı için devlet onun yaşadığına inanmaz. Böyle bir kahramanın başından geçen absürt olaylar komik bir dille işlenir. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz romanı tiyatroya ve sinemaya da uyarlanmıştır.
Satılmış’tır. Fakat o kendini İstanbullu gibi tanıttığı için ismini değiştirmiş, yalancı bir politikacıdır. Yaşar, ona derdini anlatır ve işinin olmadığını söyler. Satı Bey, ona bir kart yazar. Kartı gösterdiği her iş yeri onun referansı ile Yaşar’ı işe alacaktır. Yaşar, nişanlısı Anşe’ye hayal ettiği gibi müzede hademe olup onu da yanına alacağına dair söz vererek yola çıkar. İstanbul’da bir hemşehrisini bulur. Hemşehrisi eşinin parasıyla geçinen sahtekârın biridir. Çıkarı için Yaşar’a yardım eder. Yaşar, hademe olmak için müzeye her gün gider. Fakat müdürle bir türlü konuşamaz. Bu arada Satı Bey’in de politikadaki üstünlüğü sona ermek üzeredir. Bir an önce i-şe girmezse elindeki kâğıt hiçbir şeye yaramayacaktır. En sonunda müdüre ulaşır. Müdür, Satı Bey ismini duyar duymaz büyük bir ihtimam gösterir. Ama işe almaz. Yaşar’ın dertleri bitmez. Eve döner dönmez nişanlısından bir mektup alır. Yanına almazsa onu başka biri ile evlendireceklerdir. Yaşar iş de bulamamıştır. Nişanlısı Anşe’yi bir köşke hizmetçi olarak verir. Kendisi de iş arayacaktır.
Yaşar, nişanlısından aldığı parayla bir adamla ortak olup manav açar. Sözleşmede her ikisinin de adı yazmaktadır. Manav çok iyi çalışmaktadır. Bir sürü para kazanırlar. Fakat ortağı bir süre sonra bütün malzemeleri ve paraları alarak kaçar. Yaşar’ın yine nikâh yapmak için yaptığı bütün çabalar boşa girmiştir. Yaşar, ortağını mahkemeye de verse kimliği olmadığı için mahkeme onun sahtekâr olduğuna inanır, bir de vergi ödemek zorunda
Bu kadar kalın sayfa kitabı böyle kısa zamanda okumama sebep olan şey stephen king ve onun harika olay örgüleridir kesinlikle. Geçmiş inatçıdır mottosu ile ilerliyor kitap. Jake yani 1958’den itibaren George geçmişe müdahale etmeye çalışıyor. İlk hademe Harry’nin hayatına ve sonra asıl Kennedy cinayetine. Olaylar çok sürükleyici, kitap hiç sıkmıyor, bıktırmıyor. Sadie ile olan ilişkisi, Derry’deki Dallas’taki hayatı hepsi çok ilgi çekici. Kitabın sonu keşke toz pembe olabilseydi
Kitaptan çıkardığım en net özet ‘ her şerde bir hayır vardır’ cümlesinin karşılığı aslında. İyi bir şey yaptığını düşündüğünde daha kötüsüne sebep olabilirsin veya kötü şeyin ardından daha güzel şeyler gelebilir. Çok çabaladın Jake, kurduğun hayatta umarım mutlu olabilmişsindir. 22/11/63Stephen King
Öncelikle midesi hassas olanlar ve tıbbi gerilim sevmeyenler bu esere hiç başlamasın. Yok eğer bolca entrika, kan, ölüm ve ceset istiyorsanız doğru yerdesiniz. Çok beğendiğim ve birkaç saatte okuyup bitireceğim bir kitaptı. Sadece zamanlamam iyi değildi o yüzden süre uzadı. Bendeniz Tess Gerritsen hayranıyım ve bilen bilir ki Tess de doktor Tsokos da. Yani Fitzek'in kalemi ile Tsokos'un adli tıp uzmanlığı kitabı bambaşka bir boyuta taşımış. Hastalıklı bir ruh olan Sadler'in genç kızları kaçırıp, tecavüz edip ve üzerlerinde yıllarca kapanmayacak bir yara açması, onları âdeta işkenceden kaçıp intihara sürükleyen bir pislik olması ama en sonunda hakettiğini yaşaması içimi bir nebze rahatlattı. Aslında olayların içinde olan Linda bir çizer, Hannah, Rebecca ve Lily kurban, Herzfeld adli tıp uzmanı, Inglof stajyer ve Ender de bir hademe. İnsan düşününce bazıları birbirleri ile çok alakasız görünse de işi ustasına bırakmakta fayda var. Olaylar Almanya'da geçtiği için Ender de Türk asıllı bir Alman olarak geçiyor kitapta. Neyse aslında adaleti sağlama çabası içinde olan Swen'in kızının kaçırılıp ölmesi sonucunda otopsisini yapan Herzfeld raporu değiştirmediği için (Çünkü Lily intihar ediyor) ona ders vermek amacıyla aynı şekilde ölen Rebecca'nın babası ile bir olup Profesörün kızı Hannah'ı kaçırıp hapisten çıkan Sadler de dahil olayın hakimini de içeren kişileri arkalarında ipucu bırakarak öldürüp ders verme niyetinde. Ama işler o kadar farklı ilerliyor ki telefondan aldığı talimatla Linda otopsi yapıyor mesela. Inglof senatörün oğlu olduğu için bir proje tasarlıyor ve onu piyasaya sürme niyetinde falan. Sizi rahatsız etmeyecekse okuyun derim ben çünkü bu kadar kanlı bir roman uzun zamandır okumamıştım.
SELİN TOZKOPARAN, “1980 BİR ÖTEKİ HİKAYESİ” KİTABI DEĞERLENDİRMESİ
Kitap yazan kişi sayısının kitap okuyan kişi sayısından fazla olduğu, yazarların değil kitaplarını okuyup değerlendirme alabilecekleri, sadece okutacakları kişi bile bulamadıkları, en “bu muhakkak okur” dedikleri kişilerin bile okumadığı, “en geç bir haftaya okuyup mutlaka dönerim sana azizim” denildikten 3 sene sonra bile dönüşlerin olmadığı, 150 sayfa kitapların 6 ayda bitirilemediği bir ülkede artık yazarlar; (bilhassa ünlü olmayan yazarlar) “okunsun ve kritik edilsin de isterse yerden yere vurulsun kitabım” modundalar.
Sayın yazara iki kitabımı göndermiştim. Toplamda 302 sayfa olan kitaplarımı aldığı gün okumaya başlayarak gece saat 03’e kadar bitirmiş. Sanırım bu bir rekor! Artık Türkiye rekoru mu, dünya rekorumu bilemem. Yukarıda resmetmeye çalıştığım okuyucu profilinin hakim olduğu bir ülkede bu durumun beni nasıl mutlu ettiğini tahmin edebilirsiniz. Dahası bir de değerlendirme videosu çekip sosyal medya hesaplarında paylaştı. Daha ne olsun! Bir yazar için bundan daha değerli ne olabilir ki?
Kendisi de bana 5 kitabını göndermiş sağ olsun. Elbette ben de onun kitaplarını –onun kadar hızlı olamasa da- okuyup bir değerlendirme yapmak isterim. Kendisi de sonucu merak etmiş ve değerlendirmemi almayı çok istediğini vurgulamıştı. Onun şansına, ben de zaten tüm kitapları analitik bir gözle okuyan, okumam bitince çoğunlukla 2-3 sayfalık değerlendirmeler yazan, eğer yazarı ile iletişimim var ise bu değerlendirmemi ona da gönderip mutlu etmeyi seven birisiyim. Hatta “faydam olsun” diyerek yazım hatalarını bile tek tek tespit edip yazara iletmeyi titizlikle yaparım ve çok severim. Okuduğum kitabın, hacminin dörtte biri kadar değerlendirme yazdığım bile olmuştur.
Bu paslaşmanın çok ilginç
1980Selin Tozkoparan · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 20241 okunma