Okuduğum her kitaba bayılmayı beklemem, bu oldukça ütopik olurdu. Ara ara şanssızlıklar yaşamak da sürecin bir parçası tabii ki. Beklentim, kitabın beni bir noktada beslemesidir.
Gelelim "Kuzu" isimli yazımın kahramanı olan kitaba... Kendisinde koca bir hüsranla karşılaştım.
Nereden merak saldım bilmiyorum, hadi dedim şu goodreads en iyi korku roman adayı kitabına bir şans vereyim. Feminist korku adı altında pazarlanan bu metin derinlikli bir tür ürünü mü, yoksa ucuz bir yamyamlık güzellemesi mi diye düşünürsem cevabım net. Sayfalar boyu neye maruz kaldığımı ve bu kurgunun edebi olarak tam olarak nereye hizmet ettiğini çözebilmiş değilim.
Bu yıl okuduğum en zayıf yapıta çoktan denk geldiğimi düşünürken, bu kitap çıtayı her anlamda daha da aşağı çekmeyi başardı. Sayesinde listemin en alt sırası, uzun süre sarsılmayacak yeni "dip" noktasını bulmuş oldu.
İstisnasız her sayfada gözümüze sokulan "kaybolanları yiyoruz" vurguları, "tırnakları alınmış parmaklar" tasvirleri... Yazar, sırf bu sığ ve çiğ imgeleri metnin orasına burasına serpiştirerek korku edebiyatı yaptığını, atmosfer kurduğunu sanıyor sanırım. Atmosfer kurmaktan, kurgu derinliğinden ve mantıktan tamamen uzak; sadece okuyucuyu ucuz numaralarla irite etmeye çalışan koca bir reklam balonu.