Deccal sisteminin eli deliktir, Mehdi as cömerttir
Geleneksel ahir zaman rivayetlerinde (özellikle Said Nursi'nin Beşinci Şua adlı eserinde geçen hadis yorumlarında) ahir zamanın fitne saçan şahıslarından bahsedilirken "Onun eli deliktir" ibaresi yer alır. ​Buradaki "eli deliktir" ifadesi fiziksel bir delikten ziyade, edebî ve mecazi bir anlatımdır. Klasik Türkçede ve İslamî literatürde bu deyim iki anlama gelir: ​Aşırı İsraf ve Savurganlık: Elinde mal durmayan, parayı, serveti ve kaynakları boş yere ziyan eden, har vurup harman savuran kişi demektir. ​Müptelalık ve Tüketim: Rivayetin devamındaki yorumlarda, bu kişinin ve temsil ettiği sistemin insanları tüketime, lükse, israfa ve hatta alkol gibi zararlı alışkanlıklara alıştırarak toplumun iktisadi ve ahlaki yapısını bozacağı ifade edilir. Mehdi ile İlişkisi Nedir? ​Tam aksine, hadis kaynaklarında Hz. Mehdi’nin eli açıklığı, cömertliği ve adaletli mal dağıtımı övülür. Mehdi ile ilgili sahih hadislerde onun "eli delik (savurgan)" değil, "malı saymadan, bolca ve cömertçe dağıtan" biri olacağı bildirilir: ​"Ahir zamanda bir halife gelecek de malı avuç avuç dağıtacak, saymakla bitiremeyecektir." (Müslim, Fiten 67; Ahmed bin Hanbel, Müsned) Yani Hz. Mehdi bolluk, bereket, sadaka ve adaletle malı ihtiyaç sahiplerine ulaştırırma zihniyetinde olacak iken; "eli delik" olarak vasıflandırılan ahir zaman figürleri Deccal Komitesi ise toplumu israfa, borca ve ekonomik çöküşe sürükleyen bir karakteri temsil eder.
Din
Bu çok iddialı bir görüş olmuş. İmam Gazâlî gibi bir âlimin bu şekilde görüş belirtme ihtimali düşük. Çünkü tarif edilen kişi ailemizden biri; annemiz, babamız ya da kardeşlerimiz,akrabamız olabilir bu şekilde kestirip atamayız. Rabbimiz Sılah-i Rahimi kesen rahmetinden mahrum kalır diyor. Burda ise sabretmek erdem değildir, kesmek ibadettir diyerek haddi aşıyoruz gibi geldi. Sürekli zarar veren kimselere karşı mesafe koymak bazen gerekli olabilir,fakat bunu yaparken dinin ve akrabalık hukukunun sınırlarını korumak gerekir..Ölçütümüz ayet ve hadis olunca bu söz aynı kapıya çıkmıyor o yüzden bencilliği pompaladığı için popüler kültürün getirisi olduğu aşikar.

Kitabımın Sayfası

@Tevekkul6637
·
Üstadı dinlemek gerek
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kul Hakkının İndirgenemezliği - MÜFLİS
İslam ahlak ve hukuk geleneği, kul hakkını (hukûku’l-ibâd) Allah hakkından (hukûkullah) ayırmış ve onu daha ağır bir yükümlülük olarak konumlandırmıştır. Allah hakkı tövbe ve ibadet ile telafi edilebilir; kul hakkı ise ancak hak sahibinin helalliğiyle düşer. Kıyamet gününde “müflis” olanın kim olduğunu bildiren meşhur hadis, namazı, orucu ve haccıyla gelip; ama dövdüğü, malını yediği, özgürlüğünü gasp ettiği, kanını döktüğü insanların hakları kendisinden alındıkça sevapları tükenen ve nihayetinde onların günahları sırtına yüklenerek cehenneme atılan kişiyi tarif eder. Bu, fıkhın değil, doğrudan Peygamberî öğretinin merkezindeki bir uyarıdır. Hz. Ömer’in valilere ve kadılara yazdığı mektuplar, Hz. Ali’nin Mâlik el-Eşter’e gönderdiği meşhur ahidnâme, bu uyarının devlet adamı ve hâkim için ne anlama geldiğini ayrıntılarıyla ortaya koyar. Hâkimin, hak sahibinin yüzüne bakışı bile bir hak meselesidir; huzurunda taraflardan birini diğerine tercih edişi bir haksızlıktır; kararının gerekçesini açıkça yazmaması bir zulümdür. Klasik fıkhın “kaza adabı” başlığı altında topladığı bu hükümler, hâkimliği bir meslek olarak değil bir emanet olarak tanımlar. Emanetin sahibi ise her şeyden önce mazlumdur. İmam Gazzâlî, İhyâ’nın ilk bölümlerinde “ulemâü’s-sû’” (kötü âlimler) bahsini açar ve ülkemizde de yaygın olan bu tipi net olarak tarif eder. Sultanın kapısında duran, sofrasına davetten kimlik bulan, ilmini dünyevi makamların meşrulaştırılması için kullanan, hakikati söylemesi gereken yerde sustuğu hâlde tâli meselelerde âlimce konuşan, dilinden zühd ve takva eksilmeyen ama hâli zulme razı olan kişi. Gazzâlî, bu tipin tehlikesini sıradan bir günahkârın tehlikesinden kat kat ağır bulur; çünkü o, dini bizzat dinin aleyhine kullanır. Said Nursî de dini dünyevi mevkiin ve siyasi gücün
Alıntı
İbn Teymiyye bu konuyu Der’u Teâruzi’l-Akl ve’n-Nakl, Mecmûu’l-Fetâvâ ve Minhâcü’s-Sünne gibi eserlerinde defalarca işler. İşte konunun özünü veren en net asıl metinlerden biri (Der’u Teâruz, Cilt 1): ​ ​"فَإِنَّ لَفْظَ 'الْقَدِيمِ' فِي كِتَابِ اللَّهِ لَا يُرَادُ بِهِ مَا لَا أَوَّلَ لَهُ، بَلْ يُرَادُ بِهِ مَا تَقَادَمَ عَهْدُهُ... وَإِذَا كَانَ كَذَلِكَ، فَالْقَوْلُ بِبِقَاءِ حَوَادِثَ لَا نِهَايَةَ لَهَا فِي الْمُسْتَقْبَلِ هُوَ قَوْلُ جَمِيعِ الْمُسْلِمِينَ وَأَهْلِ الْقِبْلَةِ، وَأَمَّا حَوَادِثُ لَا نِهَايَةَ لَهَا فِي الْمَاضِي، فَالْقَائِلُونَ بِهِ طَوَائِفُ، وَهُوَ مَذْهَبُ أَئِمَّةِ الْحَدِيثِ وَالْفُقَهَاءِ: أَنَّ اللَّهَ لَمْ يَزَلْ فَاعِلًا لِمَا يَشَاءُ، وَأَنَّ فِعْلَهُ لَا بِدَايَةَ لَهُ كَمَا لَا نِهَايَةَ لَهُ، وَأَنَّ كُلَّ مَا سِوَاهُ مَخْلُوقٌ كَائِنٌ بَعْدَ أَنْ لَمْ يَكُنْ، فَلَيْسَ مَعَ اللَّهِ شَيْءٌ قَدِيمٌ مَعَهُ مِنْ مَخْلُوقَاتِهِ، بَلْ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ، وَكُلُّ مَخْلُوقٍ مُحْدَثٌ مَسْبُوقٌ بِالْعَدَمِ، لَكِنْ لَمْ يَزَلْ خَالِقًا فَعَّالًا." ​ ​"Allah’ın kitabında (Kur'an'da) 'kadîm' kelimesiyle 'başlangıcı olmayan şey' kastedilmez; aksine üzerinden uzun zaman geçmiş olan şey kastedilir (Örn: eski hurma dalı gibi)... Durum böyle olunca, gelecekte sonu gelmeyecek hadislerin (sonradan olan şeylerin/cennet nimetlerinin) baki kalacağını söylemek tüm Müslümanların ve ehl-i kıblenin ortak görüşüdür. ​Geçmişte (ezelde) başlangıcı olmayan hadisler (yaratma zinciri) meselesine gelince; bunu savunan topluluklar vardır ve bu, hadis ve fıkıh imamlarının da mezhebidir: Allah, dilediği şeyi ezelden beri yapandır (fâildir). O'nun fiilinin (yaratmasının) sonu olmadığı gibi bir başlangıcı da yoktur. Allah’ın dışındaki her şey, yok iken sonradan var edilmiş bir mahluktur. Dolayısıyla mahlukatından hiçbir şey Allah ile birlikte kadîm (ortak ezelî)
“Günâh işleyeni eliniz ile men ediniz. Buna kuvvetiniz yetmezse söz ile mâni olunuz. Bunu da yapamaz iseniz, kalbiniz ile beğenmeyiniz. Bu ise imânın en aşağısıdır.”
Hadîs-i Şerif
“Birbirinize müslümanlığı öğretiniz. Emr-i marufu bırakır iseniz, Allahü teâlâ en kötünüzü başınıza musallat eder ve duâlarınızı kabul etmez.”
Hadîs-i Şerif