"Kimin yuvası bir kere tanrıların lanetiyle sarılırsa, artık felaketin sonu gelmez ve nesilden nesle yürür gider."
— Sophokles / Antigone
Kader kavramının varlığı ve yokluğu, diğer tüm insani inançlar kadar tartışmalıdır. Burada kitabın temasını anlatmak için bu tartışmaya girmeden devam etmek istiyorum. Bazen hayatta başımıza gelecek olan şeylerden kaçmak isteriz. Sonunda bakarız ki, aslında kaçtığımız şeyler bizi tam da olmamız gereken noktaya götüren yoldur.
Kral Oidipus’un yaşamı da böyledir. Kendisine “babanı öldürecek, annenle evleneceksin” kehaneti iletilir. Oidipus, bu kaderden kaçmak ister. Ancak bu kaçış esnasında hem babasını öldürür hem de fark etmeden annesiyle evlenir. Bu noktaya kadar gözleri bu olanları görmez, çünkü onları tanımıyordur.
Bir gün, kralı olduğu şehre veba salgını musallat olur. Bu salgından kurtulmak için Oidipus tanrılara danışır ve eski kral Laios’un katilini bulmadan bu vebanın son bulmayacağını öğrenir. Oidipus, Laios’un katilini aramaya başlar ve geçmişiyle yüzleşir. Kehanetten kaçarken yol kenarında öldürdüğü o tanımadığı adam aslında babası Laios’tur. Sonrasında, yine kaderinden kaçarken bir şehri zorluktan kurtardığı için halk tarafından ödüllendirilir: Kral olması ve dul kraliçe ile evlenmesi uygun görülür. Bu kadın ise annesi İokaste’dir.
Böylece Oidipus’un kaçtığı kehanet, tam da kaçışı sırasında gerçekleşir. Oidipus’un evliliğinden iki erkek, iki kız çocuğu dünyaya gelir. Gerçekleri öğrendiğinde gözlerini oyar ve artık krallık yapamaz hale gelir. Oğulları taht savaşına tutuşur. Oidipus ise krallıktan ayrılıp kızı Antigone ile birlikte yollara düşer.
Oidipus’un hikâyesi burada bitmez. Kör bir şekilde ülkesinden sürgüne giderken yanında yalnızca sadık kızı Antigone vardır. Oidipus Kolonos’ta adlı eserde, Oidipus artık