Lütfen beni yanlış anlama . Asla değersiz değilsin. Sadece benim verdiğim değeri Hak edecek kadar değerli değilsin. " Yanlış eşleşme" diyelim. Denk gelmemeliydik
Alıntı
İnsanlar, hiçbir şey bilmeden her şey hakkında hüküm veriyorlar. Sen bütün insanlar arasında aydınlatılmayı en çok hak edendin.
Sayfa 77
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şeytanın Dört Çığlığı...
Şeytan hayatında koparacağı 4 çığlıktan birisini bu kutlu doğum (Peygamberimizin doğumu) gecesinde koparmıştır. Çığlığın Sebebi: Şeytan, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) doğumuyla birlikte insanların cehalet ve sapkınlıktan kurtulup aydınlığa ereceğini, yeryüzünde ilahi rahmetin yayılacağını ve kendi hükümranlığının yıkılacağını anlamıştır. Bu büyük çaresizlik ve öfke sebebiyle feryat etmiştir. Diğer üç çığlığın koptuğu anlar şunlardır: *Kendisine lanet edilip cennetten kovulduğunda. *Yeryüzünden kendi putperestliğinin ve hakimiyetinin silineceğini anladığında (Kutlu doğum gecesi). *Yeryüzüne en büyük şeref olan Fatiha Suresi indirildiğinde. *Veda Haccı sırasında insanların tamamen hak dine yönelip bağışlanacaklarını gördüğünde.
Alıntı
İki samimi! gönderi,lanetleme, yürüyüş, boykot; vicdan pürüpak!
Hak ve hakikatin ışığı, tarihin hiçbir döneminde sönmemiştir" söndürülememiştir. Hak, eninde sonunda batıla ve onun içi boş, çürümüş, kof müdafilerine galebe çalacaktır. Zulüm ile abad olan yoktur" olamaz da ... Bugün alemin birçok yerinde, zulmün ayak sesleri duyuluyorsa ve batıl buralarda mazlumların kanından medet umuyorsa, hepimizin bunu kendi hatalarında araması en evla olanıdır. Her kim kendi payına muhasebesini doğru dürüst yapmıyorsa ziyandadır' gaflet denizinde yüzmektedir...
Sayfa 210 - Yeditepe Yayınevi.
Ittihat ve Terakki, Osmanlı imparatorluğu'nun hiçbir hak ve nüfuzundan vazgeçmeye razı olmamıştır. Ittihat ve Terakki;Arnavut,Ermeni,Rum ve Arap, bütün azınlıkların milliyetçi ve istiklalci unsurların can düşmanı idi.
Sayfa 51·Kitabı okuyor
Philipp Mainländer
Şimdiye kadar genel olarak insanın eylemlerinden bahsettik ve şunları bulduk: İnsanın istenci özgür değildir; Eylemlerinin tamamı zorunluluktan kaynaklanır; Mutluluk güdüsü temelinde ve zihni vasıtasıyla, kendisi için genel bir refah (esenlik) fikri oluşturabilir; Bu refah fikri, belirli koşullar altında, onu karakterine aykırı hareket etmeye sevk edebilir. Bu sonuçlar, tabiri caizse, etiğin giriş holünde durmaktadır. Şimdi ise tapınağın bizzat içine giriyoruz; yani belirli toplumsal koşullar ve formlar içinde hareket eden insanın eylemlerini ele almak ve onun mutluluğunu incelemek zorundayız. Karşılaştığımız ilk koşul doğa durumudur. Etikte bu durumu basitçe, Devletin yadsınması (negasyonu) veya insanın Devletten önce gelen yaşam formu olarak tanımlamak durumundayız. Şimdi insanı Devletten bağımsız, onun zorlayıcı gücünden azade, yani tıpkı diğer her bireysel istenç gibi yalnızca doğanın bir parçası olarak ele alırsak; o, doğanınkinden başka hiçbir zorlayıcı güce tabi değildir. O; kimyasal kuvvet, bitki veya hayvan olsun, diğer her bireysel şey gibi hayatı çok özel bir şekilde isteyen ve varlıkta kalmak için amansızca çabalayan, kendi içine kapalı bir bireyselliktir. Ancak bu çabasında, aynı çabaya sahip olan diğer tüm bireyler tarafından kısıtlanır. Böylece, içinden en güçlü veya en kurnaz bireyin zaferle çıktığı var olma mücadelesi doğar. Her insan, varlıkta kalabilmek için bu mücadeleye girişir. Onun tüm çabası bundan ibarettir ve ne yücelerden, ne derinliklerden, ne de kendi içinden gelen hiçbir ses, işe koşabileceği araçlar konusunda onu kısıtlamaz. Devlette cinayet, yağma, hırsızlık, yalancılık, aldatma, tecavüz vb. olarak adlandırdığımız tüm eylemler onun egoizmine mubahtır; çünkü doğa durumunda karşısında bizzat kendisi gibi varlıkta kalmak isteyen
Felsefe