Puan vermedi·166 syf.··
2024 8. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2024 23:12
Görme Biçimleri, okurken bana yalnızca sanatın ya da resimlerin nasıl yorumlandığını anlatan bir kitap gibi gelmedi. Tam tersine, insanın dünyaya bakışını sorgulatan, yıllardır doğru sandığı pek çok düşüncenin üzerine yeni bir ışık tutan bir eserdi. John Berger, görmenin sadece gözle gerçekleşen bir eylem olmadığını; geçmişimiz, inançlarımız, yaşadığımız toplum ve sahip olduğumuz deneyimlerle şekillendiğini etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor. Kitabın en güçlü yanı, okuru hazır cevaplarla baş başa bırakmaması. Her bölümde insanın zihnine yeni sorular bırakıyor. Bir tabloya baktığımızda gerçekten ne görüyoruz? Gördüğümüz şey mi bize anlam veriyor, yoksa biz mi ona anlam yüklüyoruz? Berger bu soruların peşinden giderken sanat eserlerini, reklamları ve gündelik hayatın sıradan görüntülerini aynı ciddiyetle ele alıyor. Böylece sanatın müzelerde duran ulaşılmaz bir şey olmadığını, hayatın tam içinde olduğunu gösteriyor. Ancak kitabın beni en çok etkileyen tarafı, görmenin aslında düşünmenin bir biçimi olduğunu hissettirmesiydi. İnsan bazen yıllarca aynı manzaraya bakar ama onu gerçekten görmez. Berger, tam da bu noktada okuru sarsıyor ve alışılmış bakış açılarını kırıyor. Kitabı okudukça yalnızca sanat eserlerine değil, insanlara, olaylara ve hatta kendime bakışımın bile değiştiğini fark ettim. Bununla birlikte eser, bazı bölümlerde yoğun ve dikkat isteyen bir yapıya sahip. Özellikle sanat tarihi ve görsel kültür üzerine fazla bilgisi olmayan okurlar için yer yer ağır ilerleyebilir. Fakat bu durum kitabın değerini azaltmıyor; aksine her sayfada durup düşünmeyi gerektiren bir derinlik kazandırıyor. Hızlı tüketilen kitaplardan farklı olarak, sindirilerek okunmayı hak ediyor. Benim için Görme Biçimleri, sadece sanat üzerine yazılmış bir kitap değil; insanın algısıyla
Görme BiçimleriJohn Berger · Metis Yayıncılık · 20207,6bin okunma
Puan vermedi
Honoré de Balzac’ın "Goriot Baba" romanı,yalnızca bir babanın kızlarına duyduğu sınırsız sevgiyi değil,paranın ve toplumsal hırsın insan ilişkilerini nasıl acımasızca çürüttüğünü anlatan sarsıcı bir eserdir. Goriot Baba,bütün servetini kızlarının mutluluğu ve toplum içinde saygın görünmeleri için harcar.Fakat para bittiğinde,sevgi sandığı bağların ne kadar çıkar üzerine kurulu olduğunu acı biçimde görür.Kızları onun fedakârlığını bir baba sevgisi olarak değil,bitmeyen bir kaynak gibi tüketirler. Balzac burada sadece bir aile dramı anlatmaz;Paris sosyetesinin iki yüzlülüğünü, sınıf atlama arzusunu,paranın ahlakı nasıl bastırdığını ve insanın en kutsal bağları bile menfaat uğruna nasıl feda edebildiğini gösterir. Romanın en çarpıcı yanı,Goriot Baba’nın sevilmediğini bile bile sevmeye devam etmesidir.Bu yönüyle eser,baba sevgisinin yüceliğini gösterirken aynı zamanda kör fedakârlığın insanı nasıl tüketebileceğini de sorgulatır. “Her şeyi,her şeye katlanan birinin sırtına yüklemek”cümlesi romanın ruhunu çok iyi özetler.Çünkü bazı insanlar sevdikleri için o kadar çok susar, katlanır ve verir ki; sonunda herkes onların dayanıklılığını hak edilmiş bir borç gibi görmeye başlar. "Goriot Baba", sevginin, fedakârlığın ve çıkar ilişkilerinin iç içe geçtiği,okurken insanın aile, vefa ve insan doğası üzerine derin derin düşündüğü unutulmaz bir klasiktir. "Goriot Baba",bir babanın sınırsız sevgisinin ve çocukları uğruna kendini tüketişinin acı hikâyesidir. Balzac bu romanda sadece bir aile dramı anlatmaz; paranın, statü hırsının ve çıkar ilişkilerinin en kutsal bağları bile nasıl aşındırdığını gösterir. Goriot Baba’nın trajedisi, çok sevmesinden değil; karşılıksız sevgiyi bile sadakat sanmasından doğar. Bu yüzden roman, yalnızca baba sevgisini değil, fedakârlığın sınırlarını
Goriot BabaHonore de Balzac · Can Yayınları · 201718,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
1/10
·365 syf.··
2026 25. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 02:33
Eylül, okumakta zorlandığım bir kaç defa yarım bırakıp sırf Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olduğu için tekrar tekrar şans verdiğim bir eser. Karakterlerin iç dünyası, vicdan çatışmaları ve bastırılmış duyguları başarılı bir şekilde yansıtılmış. Ancak romanı okurken en çok dikkatimi çeken iki unsur oldu. İlki, oldukça yoğun betimlemeleriydi. Doğa, mekan ve ruh hallerini anlatan uzun tasvirler, dönemin edebiyat anlayışını yansıtsa da günümüz okuru için zaman zaman anlatının akışını yavaşlatıyor. Bu nedenle romana adapte olmam kolay olmadı. İkincisi ise merkezindeki yasak aşktı. Romanda fiziksel bir aldatma yaşanmasa da evli bir kadın ile eşinin yakın arkadaşı arasında gelişen duygusal bağ, bana göre sadakatin ihlalidir. Çünkü sadakat yalnızca bedensel değil, duygusal bağlılığı da kapsar. Üstelik erkek karakterin kadının sadakatine hayran olurken aynı zamanda onu eşinden bile kıskanması, insanın arzuları karşısındaki çelişkisini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Sonuç olarak Eylül, psikolojik çözümlemeleriyle edebiyat tarihindeki yerini hak eden bir eser. Ancak yoğun betimlemeleri ve yasak aşkı merkeze alan konusu nedeniyle her okurda aynı etkiyi bırakmayabilir. Bir klasiği okumak her zaman onu sevmek anlamına gelmiyor; bazen değerini kabul ederken anlatmak istediği dünyaya mesafeli de kalabiliyoruz.
EylülMehmet Rauf · İnkılap Kitabevi · 201750bin okunma
10/10
·320 syf.··
2026 29. kitabı
Finaline her ne kadar üzülsem dahi bence hak ettikleri bir kurguydu,en azından kavuştular.Aşırı üzüldüğüm şeylerden birincisi melihin eylülün mezarına çiçek götürürken ölmesiydi.. Eğer kötü son kaldırabilirseniz önerilir.
Kar TanesiBeyza Alkoç · İndigo Kitap · 20216,5bin okunma
Denizin Altında Kaybolan Potansiyel
6/10
·280 syf.·
2026 79. kitabı
Selam. Beni yeterince tatmin etmeyen ancak oldukça masalsı olan bir kitaplayız bu gün. Fantastik öğelerle bezeli, Kore mitolojisinden ilham alan ve son yıllarda oldukça ilgi gören Denizin Altına Düşen Kız, özellikle atmosferi ve masalsı dünyasıyla dikkat çeken bir kitap. Ben de kitaba beklentilerle başladım ve okuma deneyimim boyunca hem beğendiğim hem de eksik bulduğum noktalar oldu. Axie Oh'un Denizin Altına Düşen Kız kitabını bitirdiğimde bu kitabın aslında kötü olmadığını düşündüm. Hatta yer yer çok güzel fikirleri, etkileyici sahneleri ve gerçekten ilgi çekici bir dünyası var. Ancak bütün bunlara rağmen bende büyük bir etki bırakmayı başaramadı. Bunun sebebi de sanırım yazarın kafasındaki fikirlerle bunları sayfalara aktarma başarısı arasındaki mesafe. Kitabın en güçlü yanı kesinlikle atmosferi. Denizler, ruhlar, tanrılar, efsaneler ve masalsı anlatım zaman zaman gerçekten büyüleyici bir hava yaratıyor. Özellikle bazı betimlemeler çok başarılıydı. Hatta kitabı okurken neden bazı insanların ona bir Ghibli filmi havası yakıştırdığını anlayabiliyorum. Eğer bu hikâye animasyon olarak izleseydim muhtemelen çok daha fazla etkilenebilirdim. Fakat aynı hissi kitapta alamadım. Çünkü atmosfer ne kadar güçlü olursa olsun hikâye ve karakterler onu desteklemekte zorlanıyor. En büyük sorunlarımdan biri anlatım dilindeydi. Özellikle büyükannenin hikâyeleri o kadar sık tekrar ediliyor ki bir noktadan sonra dikkat dağıtmaya başlıyor. Sürekli "büyükannemin anlattığı hikâyelerdeki kadınlar", "büyükannemin öğrettiği şeyler", "büyükannemin hikâyeleri" ifadelerini görmek karakterin kendi düşüncelerini geliştiremediği hissini yaratıyor. Üstelik bu sadece büyükanneyle de sınırlı değil. Dedem şöyle derdi, ağabeyim böyle söylerdi, büyükannem şunu anlatırdı... Bir süre sonra karakterin
Denizin Altına Düşen KızAxie Oh · Yabancı Yayınları · 2023848 okunma
10/10
·640 syf.··
2026 69. kitabı
·
51 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:24
Cambaz Hayal kurmak tehlikeliydi, umut etmekse zayıflık. Oyunbaz serisinin üçüncü kitabını da bitirdim hala aynı düşüncedeyim. Çok iyi bir seri. Ölüm karakteri o kadar ince işlenmiş ki nefret etmekle etmemek arasında gidip geliyorsunuz. Karakterlerin gelişimleri o kadar iyi işleniyor ki her kitapta herkese hak verirken buluyoruz kendimizi. İlk kitapta çok göze batan Çağrı bile ılımlı , nazik hatta kibar birine dönüşüyor. Gökhan ise bu kitabın bana kalırsa başrolüydü . Sürekli kitaplarda bir şey bulabilme umuduyla araştırması , detayları aslında en başından beri izlemesi unutmaması ve sonda tabloyu yorumlaması... O gerilim mükemmeldi cidden. Normal bir şekilde okurken NE NE NE diye bir anda kendime gelip tekrar okudum . İkinci kitabın sonunda hatırlarsanız Afra intihara kalkışmıştı ve diğer tutsaklara uyarı yapılıp onun yanına gitmeleri istenmişti. Diğer tutsaklar onu kanlar içinde görmüştü. Bu kitabımızın başında Afra'nın Ölüm tarafından tutsak edildiğini burada tek başına olduğu bir odada tedavi edildiğini öğrenerek başlıyoruz. Afra odada Doktor Sanem'in yardımıyla iyileşmeye çalışıyor ancak Sanem'in Afra'ya kötü tavırlarından dolayı Afra'nın yanında Sanem öldürülüyor. Daha sonrasında Afra'nın yanına psikolog geliyor bu kişi Daire 13'ü gözetleyen kişi ve yıllar öncesinde Ölüm daha Kıyı iken ona psikologluk yapan kişi. Afra bir fırsat bulup odadan kaçıyor ve başarılı da oluyor . Afra Daire 13'e döndüğünde tabi ki herkes şok oluyor çünkü Ölüm Afra intihar ettikten sonra evdekilere hiçbir bilgilendirme yaptığından öldüğünü düşünüyorlardı. Afra başından geçenleri anlatıyor. Tabi ki Gökhan'la bir süre araları limoni oluyor . Çünkü ona umut aşılayan kişi Afra iken , Afra'sız hem umutsuz hem kimsesiz kalmıştı . Ölüm bu sırada acımasız görevlerine hız kesmeden
CambazIşıl Limae · Martı Yayınları · 2025306 okunma