10/10
·300 syf.·
2026 46. kitabı
Geçmişten günümüze hep planlar içinde yaşadık. Bir tiyatro kurdular; sahnede halkın görmek istediğini sergilediler, gerçek yüzlerini ise sahne arkasına sakladılar. Senaryolar yazarak yanlışı, küfrü halka; doğru ve kaçınılmaz yol olarak ileri sürdüler. İslam bunlara mutlak yanlışın cevabını verse de bu PKK sempatizanları muvahhidlere hain etiketi yapıştırdılar. Asıl hainin kendileri olduğunun farkında olamayacak kadar beyinleri noksan; emir aldıkları Avrupa ve Amerika’yı baş düşmanlarıyken dost olarak görüp İslam adına yaşayanları düşman olarak gördüler. Avrupa ve Amerika “Türk’e en büyük ırk sizsiniz” sloganını verdi, bununla böbürlenen Türkler Kürtleri ezdi. Kürtlere de “Türkler sizin özgürlüğünüzü kısıtlıyor” fısıltıları kulaklarına işittirdi. Sonuç: Türk ve Kürt birbirine girdi, Batı seyirci olarak tiyatrosunu izledi. Kitap bunları bir olay örgüsüyle çok güzel anlatıyor. Kitabı elbette tavsiye ederim. Başkarakterin tevhid ehli olup şehit oluşuna çok sevindim. Ama tabii ölümü yine de ağlattı. Rabbim hak yolunda şehit olanların şehadetini kabul eylesin ve bu uğurda esaret altında olan tüm kardeşlerimize özgürlüklerini nasip eylesin. اللّهم آمين ‎وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا
Cemaatteki MuhbirYılmaz Cengiz · Nuhbe Yayınevi · 2019163 okunma
İnanmışların öyküsü…
10/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:29
Azeroğlu, Ali Haydar, İbo, Hüseyin, Süleyman ve daha başkaları Tohum olup Dersim dağlarında çoğalmak istediler. İnandıkları idealler için, yaz, kış, yağmur, çamur, kar demediler dere tepe aştılar. Yaz mevsimi güzel geçti ama kış çetindi. Buna rağmen yılmadılar. Karlı dağları aştılar, buzlu derelerden geçtiler. Hep yürüdüler… Yürüdüler… Üşüdüler mağaralara sığındılar. Acıktılar köylülere sığındılar. Kirve Memo onlara can oldu. Sohbetiyle güldürürken, karısının “'Viiiiiyy Memo Memo, allah belanı versin, yine başladın." uyarıları okuyana tebessüm ettirdi. Yediği onca dayağa rağmen asla konuşmadı. “Komiser bakışlarını Memo'nun patlayan kanlı tabanlarına, elektrik kablolarına ve inandırıcı kararlılığına yöneltip duruyordu. Altınbilek, "kim bilir belki de herif samimidir. Boşuna uğraşıyoruz" diye düşünüyordu. Polislerde acıma duygusu uyanmıştı. Memo'nun donu yırtılmıştı. Maslahatı ve kıllı kalçası dışarı uğramış gibiydi. Ağzında köpük vardı. Gözleri çıldırmış, bir hayli irileşmişti. Betondaki sudan çürük kan ve tükrük kokusu yükseliyordu. Köşede duran falaka sopalarının üzerindeki kan lekeleri kurumuştu.” s.120 Süleyman Nakış yaralarına derman oldu. Küçük Zozan onları kollayan göz oldu. Kimi canları pahasına dost olurken, kimi düşman oldu. Kimi sığınan devrimcilere kaçmak için yol gösterirken, kimi gidip ihbar etti. Kimi her şeyimiz sizin derken, kimi üç beş kuruş için sırtından vurdu. Okurken aklıma hep Şükrü Erbaş’ın KÖYLÜLERİ NİÇİN ÖLDÜRMELİYİZ şiiri geldi. Şükrü Erbaş’a hak vermemek elde değil. Devrimcilere köylülerin yaptığı iyilik, kötülüğün yanında devede kulak oldu. İyiler parmakla sayılacak kadar azken, kötüler hızla çoğaldı. Dağda gezen devrimcilerin, köylülerin tabiriyle talebelerin hepsi birer pırlanta. Hepsi okuyor, hepsi yazıyor. Kimi şiir
1000Kitap
TohumMuzaffer Oruçoğlu · Sancı Yayınları · 2018328 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi
Bu kitap ve bu tür kitaplarda Yer almakta olan zihniyeti Dünyaya egemen kılmak için Uğraş vermekte olan kimselerin amacı, Bireyleri daha fazla bencil / bireysel Ve kibirli yapmaktır. Bu 3'ü birbirinin aynı gibi görünse de Esasında her adımda birbirini tetikleyen Ve bir bakıma her aşamada Medeniyeti çökertmek adına Dünyaya servis edilen Ve geniş kitlelerce de kabul görmüş olup İşlerin biraz daha kontrolden çıkmasına Olanak sağlamakta olan Birbirinden ayrı 3 farklı basamaktır. Ve bu 3'ü bir araya gelince Medeniyet çökmeye başlıyor. Bencil bir kimse, sadece kendini düşünür. Bireysel olan, sadece ve sadece Kendi çıkarlarını gözetir ve kibirli olan ise Ben, Ben ve Sadece ben dediğinden, İstediğini yapmayı kendine hak görmektedir. Bunlar da medeniyeti çökertmek için Zaten yeterlidir... Yasa 2 : Dostlarınıza güvenmeyin,
1000Kitap
İktidar - Güç Sahibi Olmanın 48 YasasıRobert Greene · Altın Kitaplar · 20233,639 okunma
10/10
·282 syf.··
Beğendi
·
2026 175. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
"YIRTICI CANAVAR" "Bir daldan diğer bir dala konup özgürce uçmak, kendisi için vazgeçilmezdi. Yaban mersini favori yiyeceğiydi ve ormanda bu meyvenin çeşitli versiyonları mevcuttu. İstediği meyveden yiyor, hiç yorulmadan da karnını doyuruyordu. Ama bu durum, yaklaşık üç ay olan yaz mevsimi için geçerliydi. Kendisine dost olan orman, kış gelince acımasız ve merhametsiz bir düşman hâline geliyordu. Bütün kuşlar için olmasa bile, birçok kuş türü için geçerli bir kuraldı bu." Umut nedir? Bir kuşun kanadına yüklenen o incecik duygu, gerçekten bir ormanın kaderini değiştirebilir mi? Bu sorunun cevabını, Kuzguncuk ve dostlarının ölümcül yolculuğunda buluyoruz. Her destan bir tehditle başlar. Yırtıcı Canavar'ın gölgesi, gökyüzünün özgür çocuklarının üzerine düştüğünde, geriye ya kaçmak ya da direnmek kalır. Kuzguncuk ise üçüncü bir yol seçti: yönlendirmek. Küçük bir saka kuşunun devasa bir göçü yönetmesi ne kadar gerçekçi? Belki değil. Ama masallar gerçeği değil, gerçeğin içindeki anlamı anlatır. Bu hikâye de bunu yansıtıyor yazar, bizlere. Yolculuk boyunca her durak bir sınavdı: · Fırtınalar, yön duygusunu çalan puslu sabahlar · Açlık, bitkinlik, yoldaşlarını kaybetmenin tarifsiz acısı · Yırtıcı Canavar'ın nefesini ensede hissetmek Ama her kayıp, geride kalanlara yeni bir kararlılık armağan etti. Çünkü göç etmek, coğrafya değiştirmek değildi onlar için aynı zamanda içlerindeki korkuları aşmaktı. "Kuş Cenneti"ne varmak, sadece bir menzil değil, hak edilmiş bir huzurdu. Bugün modern dünyada hepimiz bir "cennet" arıyoruz: terfi, ev, aidiyet, sevgi... Ama gerçek huzur, varışta değil, varışı hak eden yolda saklı. Kuzguncuk ve dostları, bu cenneti kanatlarıyla, terleriyle ve gözyaşlarıyla inşa ettiler. Onların cenneti, kimsenin lütfu değil; emeğin ve dayanışmanın
Edebiyat
Yırtıcı CanavarBurhan Tentaş · Otağ Yayınları · 20251 okunma
AŞK, İHANET İÇERMEMELİ
Puan vermedi·365 syf.··
2026 36. kitabı
" İnsan içine girmeden kalabalığı yaşamak" Suat Süreyya'nın karısı. Necip de onlarla sıkı fıkı birlikte eve girip çıkan beraber gezen ısrarla evde alı konulan bekar bohem yaşayışı olan bir arkadaşları. Necibin bu karı kocaya olan yakınlığı mutlu aile tablolarına olan hayranlığı sinsice , yavaş yavaş Suat'a aşka dönüşüyor. Süreyya eşini Deniz tutmasına rağmen yelkenli Deniz merakı avcılık ile eşinden ayrı takılmalar, eşinin müziğe olan ilgisine lakayı davranıp necibin beraberce suat'la müzik konusunda vakit geçirmeleri gibi hatalar yüzünden aynı aile içerisinde gizli aşkları gittikçe derinleşiyor. Önce bakışmalarla sonra sözlerle tutku halinde bu aşk gittikçe alevleniyor. Konak'ta evin kızı Fatin'le mutsuz bir evliliği olan Hacer hoppa zıppa birisi ve Necip ile o da ilgileniyor. Zaman Suat ve Necip bu imkansız tutkularından şüpheye düşseler de en sonunda birbirlerine itiraf ediyorlar ama süreyya'ya ihanet edip kaçmaya da vicdanları el vermiyor. ...... Bu bu hikayede masum ve mağdur gibi gözüken koca süreyya'nın çok büyük hataları vardır. -Bohem bir yaşantısı olan arkadaşını ne kadar samimi olursa olsun bu kadar aile içerisine sokması. -Eşinin müzik başta olmak üzere ilgisini görmezden gelip, Deniz tutmasına rağmen eşini sandala ava zorlaması. -Aynı evin içerisinde eşinden arkadaşından hiç şüphelenmeyip hobileriyle gününü gün etmesi.... Kısacası aşk güzel elbet ama, haram bir temele oturmamalı. Hepsinden önemlisi de ailenin bir mahrem alan olduğunu asla unutmamalı dost akraba arkadaşı bu alana sınırsız ve ölçüsüz şekilde sokmamalı. """" Ha bu arada roman psikolojik ilk önemli roman olmayı fazlasıyla hak ediyor. Duyguları
EylülMehmet Rauf · İnkılap Kitabevi · 201750,1bin okunma
Kimlik Kıskacındaki Devletin Somut Reçetesi: Üç Tarz-ı Siyaset
Puan vermedi·75 syf.··
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:42
Yusuf Akçura’nın 1904 yılında Kazan’da (Rusya) kaleme aldığı 'Üç Tarz-ı Siyaset' makalesinin ve ona muasır gelen eleştirilerin yer aldığı bu kitabı incelemeye geçmeden evvel, eserin telif edildiği döneme dair ufak hatırlatmalar yapmak gerekir. Osmanlı’nın Balkanlar’da isyanlarla kaynadığı, iktisadi iflasın eşiğine gelip varidatını Düyun-u Umumiye’ye kaptırdığı bu süreçte, alternatif siyaset üretmek çok sıkı bir sansür rejimiyle engelleniyordu. Bu istibdat ortamında muhalif Jön Türkler, hukuken Osmanlı’ya tabi olsa da fiilen İngiliz idaresinde olan Kahire’ye sığındılar. Sansür zincirinin kırıldığı ve radikal fikirlerin serbestçe tartışılabildiği Türk Gazetesi’nde neşredilen bu makale, kendisi de bir sürgün olan Akçura’nın Osmanlı’ya dışarıdan bakarak yaptığı rasyonel ve duygusallıktan uzak tahlilin en somut örneğidir. Dolayısıyla bu derleme, yalnızca maziye gömülen imparatorluğun çöküşüne dair bir reçete sunmakla kalmıyor; aynı zamanda günümüz Türk siyasi düşüncesinin de temel taşlarını döşüyor. Akçura, bahsettiğimiz bu üç siyasi akımı faydalı ve uygulanabilirlik açısından inceliyor ve bir siyaset bilimci gibi, “Ben size hayal satmayacağım. ‘Bu fikir tüm insanlığı kurtaracak’ gibi boş ve süslü safsatalarla analiz yapmayacağım,” diyor. Bu doğrultuda sırasıyla her bir fikre, “Hangisi Osmanlı toplumuna daha çok kuvvet kazandırır ve onun bu acımasız dünyada hayatta kalmasını sağlar?” şeklinde yaklaşır. Akçura’ya göre Osmanlı Devleti’nin güçlenmesi; bütün Müslümanların ve Türklerin menfaatine ters değildir. Fakat sadece İslamcılık siyaseti izlemek, Osmanlı Devleti’nin ve Türklerin çıkarlarına tamamen muvafık düşmez. Osmanlı topraklarında yaşayan gayrimüslim tebaayı göz önünde bulundurursak, bu fikrinde pek de yanlış sayılmaz. Türkçülük menfaatine gelince; bu fikir de ne
Üç Tarz-ı siyasetYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 1907154 okunma