44)HakikiAşk('Işku'l-hakîkî)
Bu, nefislerin ve ruhların Yaratıcıya duydukları aşktır. Çünkü o, kendilerini yaratıp maddi ve manevi nimetleriyle yardım edendir. Bir hadiste "Sizi beslediği nimetleri nedeniyle Allah'ı seviniz." denilir. Çünkü gerçek anlamda ihsan eden ve her kemalle nitelenen Allah'tır. O, bütün eksikliklerden münezzehtir. Kalp bir şeyi sevdiğinde, ona yönelir, onun karşısında saygıya kapılır, verdiği bütün emirlerde kendisine itaat eder. Çünkü seven sevdiğine karşı itaatkârdır. Öte taraftan kalp sadece bir tarafa yöneldiği gibi insanın da tek kalbi vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır."¹ Kalbin tek yönelişi olduğu için Mevla'ya yöneldiğinde başkalarından yüz çevirir ve bu durumda gerçek anlamda Allah'a kul olur. Arzusuna yöneldiğinde, bu kez kesin bir şekilde efendisinden yüz çevirir, Allah'ın dışındaki şeylere kul olur. Allah kulunun başka bir şeye kulluk yapmasından razı olmaz.
Hikem-i Atâiyye'de şöyle denir: "Bir şeyi sevmişsen ona kul olmuşsun demektir. Allah zatından başkasına kul olmandan razı olmaz." Şeytan insana gelir ve şöyle der: "Allah'a hakiki anlamda âşık olabilmen için, içini ve dışını, zahirini ve batınını O'nun dışındaki her şeyden boşaltıp sadece Allah ile meşgul kalarak bütün işlerden soyutlanman şarttır. Hâlbuki eşin, evladın, evin, dükkanın, bağın, bahçen vs. var iken bunu yapabilmen mümkün değildir."
Bu vesvese insanı harabelere yönlendirir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İşte insanda binlerle hissiyat var. Her birisinin aşk gibi iki mertebesi var: Biri mecazî, biri hakiki.
Mesela, endişe-i istikbal hissi herkeste var; şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde senet yok. Hem rızık cihetinde bir taahhüd altında ve kısa olan bir istikbal, o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip kabirden sonra hakiki ve uzun ve gafiller hakkında taahhüd altına alınmamış bir istikbale teveccüh eder.
İşte dünya süslü bir menzildir. Her birimizin hayatı, bir endam âyinesidir. Şu dünyadan her birimize birer dünya var, birer âlemimiz var. Fakat direği, merkezi, kapısı, hayatımızdır. Belki o hususi dünyamız ve âlemimiz, bir sahifedir. Hayatımız bir kalem, onunla sahife-i a'malimize geçecek çok şeyler yazılıyor.
Eğer dünyamızı sevdikse sonra gördük ki dünyamız hayatımız üstünde bina edildiği için hayatımız gibi zâil, fâni, kararsızdır, hissedip bildik. Ona ait muhabbetimiz, o hususi dünyamız âyine olduğu ve temsil ettiği güzel nukuş-u esma-i İlahiyeye döner; ondan, cilve-i esmaya intikal eder.
Hem o hususi dünyamız, âhiret ve cennetin muvakkat bir fidanlığı olduğunu derk edip ona karşı şedit hırs ve talep ve muhabbet gibi hissiyatımızı onun neticesi ve semeresi ve sümbülü olan uhrevî fevaidine çevirsek o vakit o mecazî aşk, hakiki aşka inkılab eder.
Her hakiki aşk, umulmadik dönüşümlere yol açar. Aşk bir milad demektir. Şayet "aşktan önce" ve "aşktan sonra" aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir.
Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir!