Hakan Osman Çaldağ

Hakan Osman Çaldağ
Sakini. Evli. hakkans.com'da hikâyeleri mevcut.
... "Bu masa benim," dedi. "Belgen var mı?" diye sordum., "Ne belgesi?" "Senin olduğuna dair belge." "Görüyorum ya. Benim arsamdaydı bu masa." "Hangi arsanda, it oğlu it seni? Beyin arazisindeydi, bir kere." "Bir zamanlar beyindi, toprak reformundan sonra benim oldu, yani masa benim." "Bok senin! Savaştan önce nasıl bir masan vardı? Unuttun mu? Birbirine çivilenmiş kalastandı senin masa. Kalas rendelenmemişti bile. Tırnaklarınızın içi kıymık doluydu, yaralı parmaklarla dolanırdınız da, köylü sizle, böğürtlen mi topladınız diye dalga geçerdi. Bu beyin masası, uzak dur ondan! Sizin izbe kaç kişi? Sen, karın, yedi beben, bir de ihtiyar. İki elindeki parmak sayısı kadar. Bu masanın çevresinde kaç kişi oturabilir? Son Yemek'teki havariler kadar. Sen o kadar sayamazsın. On üçüncü de gelse sığar bu masaya, öyle diyeyim yani. Hangi masandan söz ediyorsun ihtiyar bunak? Bak, burada mum izleri var. Beyler yemek yerken, masanın üzerinde mum yakarlar. Sen, gaz yağını bulsan ne ala. Karanlıkta, yersiniz de gözleriniz kurt gözü gibi parlar. Bu masada sizin gibi patates çorbası mı yenir? Onlar enenmiş, besili horoz yerlerdi. Enenmiş horoz ne, bildin mi? Taşaksız horoz demek. Yerken çatal, bıçak kullanırlar, çatallar tabaklara vurdu muydu, kilise çanı gibi öter. Sizse çorbayı höpürdettiniz mi yoldan duyulur. Onlar boyunlarına peçete asar. Ne kaldı bunlardan geriye? Sadece bu masa. Ben, ne sıkıntılarla topladım bu masayı biliyor musun? Savaş her bir parçasını dağıtmıştı."
Sayfa 62
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gerçi insana köşkler mezarlardan daha sağlammış gibi gelir, ama köşkleri kalmamıştı da, mezar duruyordu.
Sayfa 47
Edebiyat
Ölüler Günü'nde hiçbir şey belli olmaz, mezar, mezara benzer, hepsi aynıdır. Mezarlık çiçeklerle, çelenklerle, mumlarla süslenmiştir, insan kaynar, görülen yalnızca yastır. Ama normal bir günde, ister Ölüler Günü'nden önce olsun ister sonra, mezarlık hiç ekilip biçilmemiş bir arazidir sanki. Her bir yarık ortadadır, her bir çatlak bandı sıyrılmış yaraya benzer, mezarlar yan yana duran insanlar gibidir, hepsi birden, yorgun argın insanlar gibi durur, hiçbirinin diğerinden utanacak gücü yoktur.
Edebiyat
Yine Noel ayininden sonra, evleri gezerken, kimse kral Herod olmak istemezdi, ne de olsa, ölüm Herod'un kafasını kesiyordu, herkes yaşamak istiyordu. Hep ben Herod olurdum, ölümden korkmaktansa, kral olmayı yeğlerdim.
Sayfa 40
Edebiyat
Kırlangıçlar, yıllarca insanlarla aynı çatı altında yaşasalar bile, hep korkaktırlar. Tanrı korkusu, insan korkusu, kavak yaprakları gibi titrektirler. Sürekli uçarlar, hep kanat üstündedirler. Bir bakarsın orada, bir bakarsın burada. Bir yukarıda bir aşağıda. Sanki sürekli bir şeyden kaçar gibi. İyi de neden? Gökyüzünde havalanan kırlangıca bakmak gözlerimi yaşartır zaman zaman. Bazen dünya kırlangıca dar geliyormuş gibi gelir insana, sanki yerle gök arasında bir kafese tıkılmış gibi çırpınır. Bu uçuştan aptallaşmış haldedir. Sürekli kovalar da kovalar. İyi de neyi? Bazen hani sanki tüm izlerini silmek istercesine, onu hiç hatırlamayasın diye evin önünde öyle alçaktan geçer, öyle keskin bir dönüş yapar ki sanırsın gözünü delecek. Eğer yarısı siyah olmasa, güneş ışığı diye düşünmek işten değil. Yalnızca çok yükseklerde sakinleşir.
Edebiyat