Farkında olmadan küçük kasabanın felsefesini de orada öğrenmiş oluyorlardı. Hayat anlaşılmaz bir mucizedir, boyuna harcanır, erir, buna rağmen yine de dayanır, sürüp gider. Tıpkı Drina'nın üstündeki köprü gibi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Davut Hoca, hanı yaşatmak ve kurtarmak için elinden geleni yaptı. İlkin cebinden masraf etti. Sonra akrabalara borçlandı ve her yıl yapıyı onarıp güzelleştirdi. Böyle giderse iflas edeceğini söyleyenlere, parasını sağlam yere yatırdığı cevabını veriyordu. Çünkü o, işini Allah'a havale etmişti. Herkesin bırakıp unuttuğu o mübarek vakıfları elbette ki Allah koruyacaktı.
Bu sofu, akıllı, azimli ve inatçı adam, hiçbir umut olmadığı halde mücadeleden vazgeçmedi. Kasaba halkı onu uzun zaman unutamayacaktı. Dünyada insanların görevinin her çeşit yıkımlarla savaşmak olduğuna kendini inandırmıştı. Bundan umudu olmasa bile yine savaşmak gerekti. Yıkılmaya yüz tutan hanın önüne oturmuş ona acıyan ve onu bu işten vazgeçirmeye çalışanlara şöyle karşılık veriyordu:
- Bana hiç acımayın... Biz, sıradan insanlar, yalnız bir sefer ölürüz. Ama büyük adamlar iki sefer ölürler. Birinci sefer bu dünyayı bırakıp gittikleri, ikinci sefer de bıraktıkları eserler, yıkılıp kaybolduğu zaman.
Halk, anlatabildiği ve ona bir masal çeşnisi verebildiği şeyleri hatırlar ve anlatır. Başka şeyler, onda iz bırakmadan geçer gider. Uzun süren zorlu yapı, halkın gözünde, başkasının adına yapılan ve onu ilgilendiren bir eserdi. Yalnız çalışmalar sona erip köprü meydana çıktıktan sonra halk ayrıntıları hatırlamaya ve onları köprünün kuruluşuyla birleştirmeye başladı. Ona masallaşan hikâyeler ekledi ve sanatkârca süsleyerek uzun zaman hatırasında korudu.