Durumunu değiştirmek ve düzeltmek umudunun olmayışı da bu hassas genci, vaktinden önce ihtiyarlayan ve az konuşan öfkeli bir insan yapmıştı. Boş saatlerinde boyuna okuyor, ama bu manevi gıda onu ne yükseltiyor, ne de huzura kavuşturuyordu. Çünkü artık onda her şey buruk bir tat bırakıyordu. Mutsuzluk, yalnızlık ve acıları, gözünü açmış ve zihnini birçok noktada inceltmişti. Ama en güzel düşünceler, en değerli bilgiler ona umutsuzluk ve acı vermekten başka bir işe yaramıyordu. Çünkü hayattaki başarısızlığını, küçük kasabadaki geleceğini daha açık bir biçimde gösteriyordu.
İsteklerini söyleyebiliyor, her şey üzerine serbestçe, ölçüsüz yargılarda bulunabiliyor, istediklerini söylemeye cesaret edebiliyorlardı. Birçokları için bu sözler hakaret yerine geçiyordu. O, atalardan kalma duygularını, kahramanlık ve şöhret, zulüm ve yıkıcılık duygularını tatmin ediyordu. Hem de bir şeyler yapmak, söylediklerinin sorumluluğunu taşımak zorunda olmadan. İçlerinde en yeteneklileri, öğrenmeleri gerekli şeyleri küçümsüyor, yapacakları şeyleri de küçük görüyorlardı. Yalnız, bilmedikleri şeylerle övünüyor, güçleri yetmeyen şeylere hayran kalıyorlardı. Hayata girmek için bundan daha tehlikeli bir biçim, müstesna davranışlara, ya da tam bir bozguna götüren bundan emin bir yol olamazdı. İçlerinde güçlü, en iyi olanlar tam bir fakir fanatizmiyle kendilerini hareket alanına atıyor, küçük sinekler gibi yanıp kavruluyor, sonra çağdaşları tarafından hemen kahraman ve aziz (azizleri bulunmayan hiçbir kuşak yoktur) mertebesine yükseltiliyor, topuğuna varılmaz örnekler tabanı üzerine oturtuluyorlardı.
Gazetelere, gelip geçerken merakla bir göz atıyor ama, sadece birinci sayfalarda iri puntolarla heyecanlı başlıklar bulunan gazeteleri satın alıyorlardı. Küçük puntolarla kenarlara yazılmış makaleler alıcı bulmuyordu. Her olay, gürültü ve büyük sözlerle karşılanıyordu. Akşamları, yatarken duydukları ve gördükleri şeylerle kulakları çınlamaz, gözleri parlamazsa kendilerini yaşamış saymıyorlardı.
Tabiîdir ki yeni gelenler arasında da para yapanlar vardı. Ama, para, sonunda insanın avucunu boş, namusunu da kirlenmiş olarak bulduğu bir hayal oyunu gibi onların avucundan da akıp gidiyordu.
İlk anlaşmazlık ve çatışmalardan sonra yeni hükümet halkın üstünde net bir sağlamlık ve devamlılık izlenimi bıraktı. (Kendisi de bu duygunun etkisi altındaydı. Çünkü böyle olmasa güçlü ve sürekli bir idare kurulamazdı.) Gücünü dolaylı olarak hissettiriyor, onun için de halk onu eski Türk düzeninden daha kolay sindiriyordu. Açgözlülüğünü ve zulmünü, geleneksel biçimlerle bir ağırbaşlılık ve parlaklık maskesi altında gizliyordu. Halk hükümetten korkuyor ama, ölümden ve hastalıktan korkar gibi korkuyor, zulüm, felaket ve fenalık karşısında titrer gibi değil!